Bu yazımın konusunu çınara ayırayım dedim. Bu defa bana çınar esin kaynağı oldu. Yaz yağmurlarıyla yıkanmış çınarlar...
Çınar Türk''ün ağacıdır. Orta Asya cumhuriyetlerinde de serin yeşiliyle karşımıza çıkmıştı. Şimdi ağaçların ihtişamının boy gösterdiği mevsim... Çınarın farkını görün! Yazın en akıcı, en diri zamanında çınarlar da kendi bayramlarını yaşıyorlar. Şu demde çınar şifa dağıtıyor bedenlere.
Selvi ve palmiye asaletine, söğüt sokulganlığına, defne zarafetine, meşe gümrahlığına, kavak dostluğuna bir diyeceğim yok. İlle de çınar... Sembol olduğundan da değil, hiçbir ağacın gölgesi çınarınkisi kadar derin, hiçbir ağacın rüzgarı çınar kadar güçlü değildir.
Hiçbir ağaç çınar kadar vakur, ağırbaşlı, kişilikli ve adaletli olamaz. Ağırbaşlıdır çünkü ağaçlar içre özel bir yeri olduğunu bilir, kendine güveni tamdır. Adaletlidir, çünkü dallarına daima eşit mesafeler tanır, alıp başını giden dallara rastlayamazsınız. Çınar düzen demektir; biraz daha eski tabirle nizam... Bir ölçü, bir denge...
Anadolu''da hangi şehre gittimse o şehrin şehirliğini çınarlarıyla ölçtüm. Bana mutlaka ya bir su kıyısı boyunca ya da herhangi bir mahallede ulu bir çınar gösterdiler. Yahut bir çınar topluluğu ile her zaman tanışma imkânım oldu. Hangi çağda, hangi asırda olursa olsun Türk halkı vardığı, yerleştiği yere çınarını yani gölgesini götürmeden edememiştir.
Gölgesini dedim, çünkü biz serinliği sever, çiğ gün ışığından huzursuz oluruz, güneşi seyrek gören Alman halkı bir nebze güneşle iç içe olmayı yeğler, iki dakikalık güneş temasını fırsat sayar bedeni için. Biz ille gittiğimiz yerde bir ağaç altını, özellikle bir çınar altını ararız. Evet çınar altını; çünkü onun gölgesinin daha kalıcı, daha serin, daha geniş olduğunu biliriz.
Bu yıl baktım baharla birlikte benim sevgili çınarım biraz daha büyümüş. Oysa geldiğinde iki yaşında ince, nahif birşeydi. Doğrusu onu tanımadan önce çınarın geç büyüyen nazlı bir ağaç olduğunu sanırdım. Meğer değilmiş. Atalarımız da iyi biliyorlarmış huyunu suyunu. Dedim ya güçlü, dirayetli bir ağaçtır çınar; benimkisi de çabuk toparladı kendini. Suyun yakınında olduğundan mı nedir bir kabına sığmazlıkla gelişti.
"Görün bakın üç yıl sonra ben ne hale geleceğim!" dercesine büyüdü de büyüdü serpildi de serpildi. Dinçliğine gençliğine bakıyorum şaşıyorum. İnsan da böyle işte; en deli çağında o yana bu yana uzanır. Benim görklü ağacım da tam deli çağında. Göklere varası var.
Çınar nereye yakışmaz ki? Cami avlularında, çeşme başlarında, yol kenarlarında konak yerlerde, menzillerde çınarı bulmuş onunla halleşmişizdir. Şiirlerde vardır çınar. Yol göstericiliği, güngörmüşlüğü ile... Sahi şu güngörmüşlüğü, bilgeliği de zikre değer doğrusu. Ben çınarda bu bilgece tavrı hep seçmişimdir. Sanki birşeyler anlatır eskilere dair, sanki birşeyler dinler.
Birleştiricidir; herkesi gölgesine çağırır ve toplar. Ayrımı sevmez, her bir dalıyla sarıp sarmalar kuşatır, çevirir insanı. Çınar böyledir işte...

