Kaydet
a- | +A

Sağlığına kavuştuğu için sevindiğim Dilâver Cebeci iki kitabını yollamış. Biri Kazan seyahati notları ki "Men Kazanga Baramen" adını taşıyor. Tatarların Çorabatır Destanı''ndan mülhem "Ben Kazan''a varınca" demektir. İçersinde Kazan''da çekilmiş renkli fotoğrafların da bulunduğu eser, Türk Dünyası Vakfı''nca yayımlanmış. Dilâver Cebeci her yıl Tataristan''ın Kazan şehrinde yapılan Abdullah Tukay bayramına 1998''de Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı''nın temsilcisi olarak katılmış. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı''nın bir ayağı burdadır. Vakfın Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan''ın Tataristan''da açtığı Tatar Türk Liseleriyle Türk kültürüne yaptığı hizmetin büyüklüğünü de bu arada hatırlayalım Dilâver Cebeci buradaki etkinlikleri hem şair, hem eğitimci, hem de gözlemci olarak kaleme almış. Ne güzel ne soylu bir ülkedir Tataristan... Doksanlı yıllarda ben de gitmiştim. Baştan tırnağa sanat ve kültür donanımlı... Herkes şair, romancı, tiyatrocu, opera sanatçısı... Öyle her dakika bizde olduğu gibi televizyonlarda, eğlence yerlerinde göbek havası oynayıp tepinen zırzoplar göremezsiniz. Abdullah Tukay (1886-1917) Tatarlar''ın ünlü şair ve yazarı... Her yıl nisan ayı sonunda bayramlarla, şölenlerle doğum yıldönümü kutlanıyor. Bakın bizde bir yıl önce vefat etmiş değerli insanlar unutuluyor; orda ise asrın başlarında vefat etmiş bir şairin doğum yıldönümleri bütün bir ülkeyi kaplayan etkinliklerle kutlanıyor. Gel de özenme... İnsanın böyle bir anma için ölesi gelir. Belki şu çözülme döneminde bizim ülkemizde bu tür çabaların çoğunluk için hiçbir anlamı yok ama bütün bu geziler, gezi notları geçiş dönemlerinin belgeleri olarak değerini bulacaktır. Cebeci''nin yeni basılmış bir de "Asra Yemin Olsun ki..." (Burak Yayınları) adlı şiir kitabı var elimde. Eski yeni bir arada. Ünlü "Sitare" şiirini de bu kitapta bulmak mümkün. Necip Fazıl''ın hafakan dediği şeyi Dilâver Cebeci''nin de nasıl yakaladığını ve şiirin bu örneğe bakarak nasıl bir doğuş ürpertisi olduğunu varın görün! "Yirmibirinci yüzyıla beş kala Süleymaniye sokaklarında avare geziyorum İnsanlar tanıdık gibi bakıyorlar yüzüme İçlerinden geçeni seziyorum. Sultan Süleyman''dan kalma bir hüzünlü akşam Sessizce okşuyor gururla kubbeleri Akrebiyle yelkovanı kol saatimin Güneşi çekiştiriyorlar deminden beri Rükûda donup kalmış birkaç ahşap ev Kubbeler hayret içinde..

Saat yirmi bire beş kala Bir telaşlı tren geçiyor Sarayburnu''ndan İsli bulutlar salkım saçak tepemde Bir yetim incir fidanı boynunu uzatıyor surların koynundan Yenikapı önünde sarı ışık tarlası Gemiler lenger-endaz olmuş yatıyor Gökyüzünü öykeniyor kirli sular Sularda yıldızlar doğup batıyor Diplerde gönlü kararmış istakozların Balıklar zulmet içinde... Şiirin iki bölümlük devamını buraya alamadım. "Hamayıl Kuşandım Şiir Kılıcını" adındaki bu şiir isterim ki sol sağ demeden dilden dile yayılsın. Yirmibirinci asrın eşiğinde insanoğlunun iç azabını şekillendiren bu şiir öylesine beşeri...