Sinan Çetin''in "Film Gibi"sini izleyenler herhalde çoğunluktadır. Ben de bu ilgi çekici televizyon yapımına kayıtsız kalamıyorum doğrusu. Bir defa hayatın kendisini getiriyor ekrana. Aşk, sevgi, aile kavramı etrafında yoğunlaşan kesitlerde yaşanmış, parçalanmış birliktelikleri, pişmanlıkları, af dileyişleri, sevgi sözcüklerini, hataların itiraflarını izliyoruz...
Kimi zaman kadınlar pişman, kimi zaman erkekler. Reşat Nuri Güntekin''in çok zaman önce okuduğum "Eski Hastalık" diye bir romanı vardı, birbirinden kopan ama sevgileri devam eden bir karı kocanın gurur savaşı. Öyle birşeydi. Film Gibi''nin kahramanları bana o romanı hatırlatıyor. Gayesi insanları sevgi çizgisi üstünde yeniden birleştirmek ama, yanlışların şöyle içtenlikle ortaya dökülmesine de kapı açıyor... Sonunda sevgililer, boşanmış çiftler, ayrılış sebepleri açıklandıktan sonra ya yeniden kavuşuyor, ya da ayrılıkları daha da kesinleşip perçinleniyor. Kimileri de kırık dökük umutlarla "Belki"lerle evlerine dönüyor.
Sinan Çetin Türk sinemasına farklı yorumlar getiren, ufuklu düşünen bir yönetmen. Daha "insan" planlı, sinemayı ideolojik boyutların dışına götüren bir gözlemci...
Bu televizyon yapımında Sinan Çetin çok içten ve nükteli, aynı zamanda meseleyi ince çizgilerinden yakalıyor. Kimseyi yaralamıyor, kırmıyor, tabir yerindeyse haşlamıyor; birşeyleri onarmaya çalışıyor ama, gördüğü yanlışları da yuvarlak bir çizgi içine almaktan kaçınmıyor. Eleştirisini ve tamir yollarını yapıcı bir tutumla ortaya koyuyor.
Sevgi zor sanattır. Onu sürdürmesi ve koruması da... Sevginin nefrete dönüşmesi bazen o kadar kolay olur ki... Çıkarların zedelenmesi, şiddet, baskı, dil yarası, ihanet ve çokçası iki genç yuvasını kurduktan sonra annelerin babaların bu yuvaya çeşitli biçimlerde karışmaları yahut gelin kaynana anlaşmazlığı bu değişimin başlıca etkenleri...
Bir de sudan ve hafif sebeplerle bağlarını koparanlar var. Onlarınki sevgi olamaz, bir aldanış, göz kararması, göz kamaşması şeklinde tezahür eder ve çarçabuk biter.
Peki ama insan gerçek sevgi bağıyla öteki eften püften çürük ipi nasıl ayırdedecek birbirinden? Bazen âteşin bir sevda, bir marazî hal olarak görünür de sonradan söylemesi kolay, "Yahu benimkisi aşk değildi, kapılmıştım durduk yerde. Geldi geçti" denilir.
Denilir de, ilk anlarda ilk feleği şaşmışlıkta böyle düşünülmez... Sevgili için neler neler feda edilmek üzere sıraya girer. Bazen de kişide bulduklarıyla o kişiden beklediklerini birbirine karıştıranlar vardır. Maddiyattan söz ediyorum. Parayla aşkın ne ilgisi var? Diye soranlar olabilir. Ama bazı insanlar için paranın cazibesi her şeyin önüne geçer ve aşk boyasına bürünerek kendisini aşkmış gibi gösterir. Çağın pekçok aldanışı içinde bu, örneğe sıkça rastlanır.
Evet dünya kurulalı iki insanın sevgisi arasına giren töresinden parasına pekçok unsur vardır... Ama bir Romeo Jülyet aşkı, bir Leyla ve Mecnun sevdası artık bu çağda görülesi değil. Herkes severse kendince seviyor... Ona sunulmuş şartlar, gerekler çerçevesinde...
Sevginiz bol olsun...

