Mahkumun ardında koca koca ülkeler var. Yıllardır sivilceyi çıban, çıbanı da ur haline getirmişler. Mahkumla Frankenştayn (Frankenstein) arasında ister istemez benzerlikler kurmaya çalışıyorum. Frankenştayn, üstün insan beyni yerine yanlışlıkla maymun beyninin nakledildiği, alnında iri bir kemik ve ameliyat izi bulunan upuzun boylu bir korku film kahramanı... Çocukluğumda seyretmiştim, o zamanlar Frankenştayn modaydı, dizi film gibi art arda Frankenştayn filmleri gelirdi. Bir tanesinde Frankenştayn bir çocukla sözüm ona dost oluyor. Daha doğrusu çocuk onun korkunç bir cani olabileceğini bilmeden elinden tutuyor, yürüyorlar, bir göl veya nehir kıyısındalar... Frankenştayn sadece öldürmeyi bildiğinden bu kaynaşmayı daha fazla sürdüremiyor, az sonra kızı boğuveriyor.
Steinbeck''in "Fareler ve İnsanlar" adlı eserinde de George''un arkadaşı o insan azmanı çocuksu canavar, cebinde hep bir fare taşıyor ve yumuşak şeyleri çok seviyordu. Günün birinde saçları pamuk yumuşaklığındaki genç kadını boğazlayıverdi. Ama istemeden, öldürdüğünü bilmeden...
Ne var ki İmralı''daki mahkum bilerek öldürtüyordu... İnkar etse de bu işin lideriydi. Onun bugünkü portresine bakıyorum, özürler diliyor, sözde acıları paylaşıyor, şehitlere saygılar sunuyor.
Mahkumun bilmediğimiz saf bir yanı mı var, megalomanisi mi açığa çıkmış durumda? Yoksa rol mü yapıyor? Şu var ki bunları birbirinden ayırmak mümkün değil; belki de her üçü bir arada seyrediyor da biz ayırma yanlışlığını işliyoruz.
Mahkumun gözlerine bakın! Çaresizliğin karanlıklarını orda bulursunuz. Gözleri iki azap çukurudur. Azaplı fakat paronayak şüpheler, tedirginlikler dağıtıyor etrafa. Ya elleri? Asıl cüretkarlığı ellerinde ortaya çıkıyor. Sanki sanık durumunda değil de ateşkes antlaşmasına oturmuş gibi, soğukkanlı, bıçkın, öfkeli.
Fakat inanır mısınız, ben, mahkuma kızıyorum kızmasına ama onun hamisi, yetiştiricisi, eğiticisi ve üzerimize salıcısı birçok ülkeye elbette daha fazla kızıyorum... Biz Öcalan''ın yanında onları da sorgulamalıydık... Asıl muhatabımız onlardır. Yani binlerce PKK militanını bağrına basan, onları koruyan, yetiştiren, gazetecilerini politikacılarını, yakın geçmişte ve bugün yargı organı gibi adeta hesap sorarcasına içimize gönderenler! Onların kan kusan yayın kanallarına izin veren, Türkiye''yi bölme parçalama yolunda PKK''ya her türlü iyiliği yapanlar...
Evet, gerçekte asıl yargılanması gereken, Öcalan cinnetinin senaryosunu hazırlayan bugün de bütün gözlerini, ilgisini bize çevirenlerdir. İran''dan Suriye''ye ve Irak''a, Rusya''dan İtalya''ya, İngiltere''ye, Fransa''ya, Hollanda''ya, Avrupa''nın öteki uzantılarına kadar bir büyük coğrafyanın Frankenştayn üreticileri...
Başbakan Ecevit "Batı utansın!" diyor haklı olarak. Acaba PKK yanlısı ülkeler şehit ailelerinin gözyaşlarını görerek bir nebze olsun utanıyorlar mı, yoksa bundan sonra yeni bir Frankenştayn ortaya çıkarmanın hazırlığına mı girişecekler?
Ben mahkeme seyrinin sorgulama ve cevaplarla birlikte özellikle avukatların, şehit ailelerinin konuşmalarının yer aldığı bölümlerle dünyaya anlatılmasından yanayım. Böyle özetin özeti biçiminde yahut gazetecilerin ağzından nakletmelerle yüzyılın davasını anlatmada yeterince etkili olamayız. En azından Batının karasını yüzlerine vurmak açısından...

