O şok depremden sonra biraz sallandık mı adet oldu, herkes sırtında, kucağında çocuğu dışarıya uğruyor. Kolay değil ilk büyük deprem iz bıraktı hepimizde. Biz kışlık evdeydik, deprem sonrası eve girmek içimizden gelmedi. Herkes arabasına binip bir yerlere gidiyordu. Biz de Çatalca yolunu tuttuk.
Gün ağarmaktaydı. Toprak suskun, gerginliğini atmış, dağlar birbirine yaslı, yeniden bir uykuya dalmış... Gökten sağılan ılık mavilik içimizin korkularını siliverdi. Jeneratörü çalıştırıp televizyonu açtık. Yaşanılan felaket ekrandaki çizgileriyle önümüze serildi.
Şimdi adet oldu dedim ya. Geçende 5.8''lik artçı depremde yine herkes sokaklara fırladı... Biz yine kışlıktaydık. Orta yerde bir süs havuzumuz, bir de arkalı önlü çocuk bahçelerimiz var, oralarda oyalanıyoruz.
Apartmandan en geç inen üst kat komşularımız oluyor. Hanım bir araba kazası geçirdiğinden kalça kemiği kırık. Ellerinde koltuk değnekleri, yüzünde deprem şokunun solgunluğu, kocasının yardımıyla merdivenden iniyor. Doğruca parkın ortasına.. Oradaki kanepeye oturduktan sonra ilk işi bir sigara yakmak ve cep telefonuna sarılmak. Telefon çalışıyorsa, korkulacak bir şey yok, çalışmıyorsa o zaman kötü birşeyler olmuş demektir.
Yeniden eve girmek, hayatın normale dönmesi kolay olmuyor. Çünkü herkes aynı şeyi konuşuyor, herkeste aynı panik sonrası gerilim. Acaba bir daha olur mu kuşkusu...
Bir de çadırcılar var. Bunlar artçı depremleri de beklemiyor. Bütün gün ve gece çadırdalar. Çadırın da her türlüsünü görebilirsiniz. Bir kısmı yamalı bohça türünden ne bulursa kullanmış. Rengârenk kilimler, muşambalar, battaniyeler, naylonlar... Apartman depolarından getirilen kapılara pencerelere kadar... Bir de çadır muhabbeti başlamış, değme gitsin.. Çay kahve, satranç, tavla ne isterseniz...
Geçende gece vakti gene yokladı. Yine pazartesiyi salıya bağlayan gece... Baktım, bizim üst kattaki komşu hanım yanında kocası, yine koltuk değnekleriyle aşağıya iniyor..
"Sağlam, beş var bugünkü. Beşi de geçmiş olabilir. Ben zaten sabahtan beri tetikte bekliyordum. Bugün hiç olmamıştı artçı" diyor.
Yine yardımlarla parkın ortasındaki kanepeye ulaşıyor. Çöküp sigarasını yakıyor ve cep telefonunu çeviriyor.
Saat gecenin bir yarısı. Gitsek mi kalsak mı? Bizim evler sağlammış; ama depremi bu evde yaşadık, unutamıyoruz ki...
Yok yok gitmeli... Yine Çatalca''nın yolunu tutuyoruz. Benzinci açık, ekmek fırını açık, ver elini Çatalca... Köpeklerimiz biraz tedirgin, ağlamaklı seslerle karşılıyorlar bizi. Gecenin serinliğiyle sarmaş dolaşız. Bir çay koyuyorum hemen. Korkularım uzaklaşıyor.
Sait Faik''in bir hikayesini hatırlıyorum, adı "Mavnalar"dı galiba. Bir gemici ve amele geceleyin Köprü''den Üsküdar''a doğru bakıyorlar. Daha doğrusu, geceye bakıyorlar.
Ben de onlar gibi geceye bakıyorum... Geceler güzeldir, diye düşünüyorum, geceler ürkütmemeli insanları. Hele sonbahara yüz tutmuşsak, hele gökte büyüyen bir ay varsa, gece böyle yaz sonu çiçeklerinin kokusunu taşıyorsa...

