Kıbrıs çıkarmasının gerçekleşeceği dakikaların gecesinde radyodan 23 haberlerini dinliyordum. Herşey sakindi, durağandı. Herhangi bir yaz gecesiydi. O zamanlar evimiz birkaç Rum komşumuzun bulunduğu Beyoğlu''ndaydı. Yan komşumuz Rumdu. İyi bir insandı, dostluğumuz vardı. Yürüse, ayak sesi bizim evden duyulur, odalarımız sallanırdı... Evler bitişik düzen; eskiliği de var. Pencereden pencereye hasbihal ederdik. Kıbrıs harekâtı sırasında biz penceremize bayrak asınca darılmıştı, sonra yeniden barıştık.
O gece haberlerde bakanlar kurulunun toplandığı belirtiliyordu. Spikerin sesi çatallı, pürüzlü, yorgun... Haberler bittikten sonra spiker seyretmenin ve avlanmanın yasak olduğu mıntıkaları, enlem ve boylamına göre denizcilere ve havacılara duyurmaya başladı. Bu da olağandı, ama spikerde mi yoksa ortalıktaki aşırı durgunlukta mı tabii olmayan bir hal vardı. Ben o hali beş duyumun ötesinde duyularımla hissettim ama ne olduğunu çıkaramadım...
Ertesi sabah geceki durgunluğun ardından gelen fırtına esip savurdu herşeyi... Sabahın erken saatlerinde Kıbrıs''a çıkarma harekâtı başlamıştı. Hemen hazırlanıp Bebek''te oturan ablama gittik. Onların televizyonu vardı, tabii siyah beyaz... Ecevit''i görüyoruz, subay ve askerlerimizin harekâta hazırlanışlarını, heyecanlı, zafer beklentisi içinde herkes. Marşlar çalınıyor ve sık sık haberler veriliyor.
Kıbrıs Meselesi ellili yıllarda baş vermeye başlamış, altmışlarda giderek kızışma yolunu tutmuştu. Hele 1963-64 yıllarında Makarios''un adı ve EOKAcıların eylemleri gazetelerden, radyolardan eksik olmadı. EOKA''nın Türklere karşı giriştiği şiddet hareketleri dinmiyor, giderek artıyordu. Hatta İsmet Paşa''ya soruyorlar: "Çizmenizi ne zaman giyeceksiniz?" Paşa da cevap veriyor: "Çizmem yok, aklım var."
Makarios kara giysisiyle uğursuz bir siluet halinde duruyordu adanın üstünde... EOKA''cılar sokaklarda Türklerin üzerine ateş açıyorlardı. Bu kıyımın en acımasızı Binbaşı Nihat İlhan''ın evinde meydana gelmişti. Yılbaşı gecesiydi. Askeri Doktor İlhan Bey nöbetteyken çeteciler evini bastılar. Doktorun eşi ile üç çocuğunu banyoda otomotik silahlarla taradılar. O ev, o günden sonra "Barbarlık Müzesi" adıyla ziyarete açıldı. Ben 1975''te görmüştüm, çocukların dişleri, saçları tavana yapışmıştı.
1963''te Türk jetleri Kıbrıs semalarında ihtar uçuşu yapmışlardı. 1964''te ise müdahaleye karar verildi. Ne var ki Amerikan Başkanı Johnson bunu istemedi ve müdahaleden vazgeçildi ve bir on yıl beklenildi. Nihayet 1974''te bu defa Ecevit''in başbakanlığı sırasında müdahale gerçekleşti.
O gün herşey yolunda görünürken, akşam bir tanıdık uğradı. Üzgündü. BBC haberlerini dinlemiş; Türk kuvvetlerinin püskürtüldüğü ve ağır kayıplar verdiğimiz söylenmiş. Bu haberi işittikten sonra kanatlarımız inivermişti. Bir de üstüne üstlük bizim televizyon bir vakitten sonra yayınına son vermez mi? Artık hiç uyumadan sabahı ettik. Neler konuşmadık ki. Bir gönüllü birlik teşkil edip Kıbrıs''a gitme planı bile vardı o konuşulanların içinde.
Sonrasını biliyorsunuz. Ordumuzun adım adım ilerleyişi, çiçekler, alkışlar, "Hoşgeldinizler" Bu mücadeleye yüreğini koymuş, baş koymuş Rauf Denktaş''ın ve Kıbrıs Türkünün gülümseyen yüzü...

