Kaydet
a- | +A

Düşünüyorum da benim hep boyumu aşan büyük isteklerim oldu. Kulluğumu, haddimi her zaman aştım. Biraz isyankâr bir hal takınsam annem frenlerdi. "Kendinden daha zor durumda olanı gör!" derdi. Para kazanmak değildi derdim; o kadar gençtim ki gelecekte parasız kalmaktan, birilerine muhtaç olmaktan hiç korkmazdım; aklıma dahi gelmezdi böyle şeyler. Ama isteklerim başka boyutlardaydı. Para kazanma gerekliliği bende sonradan zuhur etti. O da evladımın daha iyi şartlarda, yokluk çekmeden yetişmesi içindi. Hatta daha önceleri ekonomiyi boşlamış olmama da bu yaşa geldikten sonra içerlemekteyim. Onun için gençlere bazen şu öğütte bulunuyorum; "Önce para kazanın, idealleriniz sonra gelsin."

Şunu anladım ki benim ne piyangoda, ne totoda, lotoda şansım var. Ancak çalışarak kazanabilirim. Fakat bazen parayla ilgisi olmayan, belki parayı da aşan öyle isteklerim yerine geldi ki buna ben de şaştım. Çok şükür, ne için yürekten dua ettiysem ona kavuştum. Hayallerime ne kadar değer verdiysem, rüyalarımı da yabana atmadım, güzele yordum. Onun için hiç unutmadığım pekçok rüyam vardır.

Hatta yakınlarımın bile anlattıkları rüyaların bazılarını hafızamda taşırım. Bunlardan birisi anneme ait. Beşiktaş Çırağan Caddesi''ndeki bir ahşap evde kiracıymışlar. (Ben o evde dünyaya gelmişim) Annem aynı evde çocuk sevmeyen bir kiracının bizim gürültülerimizden şikâyetçi olması yüzünden pek huzursuzmuş. Bu kiracı kadın biraz da akıl fukarası olduğundan yüksek sesle "Allah şu çocukları elinden alsın!" diye beddua edermiş. Hani biz üç kardeş öyle pek te yaramaz değilmişiz ama kadın çocuk düşmanı ne diyelim.

Annem "Allah''a dua ettim gece gündüz..." diye anlatmıştı. "Rabbim bize kendimize ait olacak bir ev nasib et, iki göz odası olsun razıyım"... Bu duaların arası pek geçmemiş ki işlerimiz düzene girmiş; bahçe içinde bir ahşap ev satılıkmış, alıvermişler. Meğer o ev de yabancı bir ev sayılmazmış. Benim doğumumda annemin yanında bulunan ve canciğer insanımız ciciannem de daha önceleri o evde otururmuş. Annem, "Beşiktaş, Tuzbaba''da bir ev bulduk.." deyince ciciannem, "Tarif et şunu.." demiş. Annem "Meddah İsmet Sokağında 3 numaralı ev.." deyince "Hay Allah lâyığınızı versin! Biz o evde kaç yıl oturmuştuk kiracı olarak" demiş. İşte böyle tesadüflerle o eve geçtik. Ne var ki ev nohut oda bakla sofa denilecek cinstendi; mutfağı tuvaleti pek küçüktü: Biz üç kardeş gelişip serpildikçe yer darlığı çekmeye başladık. İşte o zaman annem yine daraldığı sıkıldığı bir gün "Rabbim bu küçük evde yapamıyorum, bize daha geniş bir yer nasibet!" anlamında dua etmiş. O duanın gecesi bir rüya görmüş: "Bir dağın tepesine tırmandım: Fırtınalı korkunç bir geceydi. Şimşekler çakıyor, yer gök birbirine karışıyordu. Yapayalnızdım. Oradaki korkumu, dehşeti ve manzarayı sözle anlatmak kabil değil. Allah bana bu korkuyu, verilenle yetinmediğim için yaşattı. İşte ben yetinmeyene nice karanlıklar, uçurumlar gösteririm..." demek istedi.

Bakın şu bilgeliğe ve temiz kalbe ki ettiği duadan hicap duyuyor ve bunu Allah''a bir isyan olarak yorumluyordu. Böyle düşündüğü halde o yalvarı kapısından boş dönmedi; bir süre sonra Yıldız''da geniş ferah bir apartman katı alındı. Ne var ki annem o rüyayı hiçbir zaman unutmadı.

Yarın kutlu ayların ilkinin, Recep ayının ilk cuması ve Regaib Kandili... Rabbimizin ikramlarının en bol gecesi. Allah gönüllere göre versin. Yine bir dileğim var. İnşallah bu bereketli kabul kapısından ben de boş dönmem. Nice kandillere, bolluk bereket aylarına...