Kaydet
a- | +A

Çocukluğumda bizim o Arnavut kaldırımlı, sakin sokaklarımızda bir seyyar satıcı kadın tanımıştım: Limoncu Zehra derlerdi ama bazen limon yerine ayva, nar da sattığı olurdu. Ola ki bu kimsesiz kadını bir gözeten vardı ve ona bu imkânı tanımıştı.

"Limon satarım yine kimseye muhtaç olmam.." sözü Zehra''nın satıcılığa başladığı günden itibaren doğmuş bir sözdü sanki. Zehra''yı seyyar arabası, parlatılmış limonları, kızarık elleriyle hiç unutmadım.

Nasıl bir kadındı bu limoncu Zehra? Bir tipi perdesi aralanıyor, sonra yüzünü çizmeğe, biçimlendirmeğe çalışıyorum. Çünkü onu en çok sonbahar kış günleri görürdüm ya bizim sokaklarda ya tramvay caddesinde. Sonbahara da pek yaraşırdı doğrusu herşey sarıya doğru yolalırken sarı limonlarıyla Zehra...

Limonları renk katardı ortalığa. Grinin kurşuninin ortasında: En çok da kızarık kaba saba, küt ellerini hatırlıyorum. Zehra''nın elleri çehresinden önce geliyor. O ellerle belki maltızını yakıyor, yahut sobasının odununu, kömürünü kırıyordu. Belki de o eller ısınmak nedir hiç bilmiyorlardı karın buzun altında.

Eskinin karı buzu şimdiye benzemiyor; kaloriferler şehirleri de ısıttı. Zehra''nın zamanında ısınmak ısıtmak ne kelime, buz sarkıtları günlerce asılı kalırdı saçaklarda. Herhalde Zehra''nın en mutlu anı, işi bittikten sonra yarısı ahşap, yarısı teneke bir evin tek göz odasında sobasını yaktığı ve işte o ısınmaz ellerini ilk sıcaklık yayılmaya başladığında sobaya uzattığı hatta dizlerine battaniyesini atıp pencere önündeki sedire oturduğu an başlardı. Mutluluğu daha uzun boylu, daha enine boyuna bir şey olarak düşünmeye ne gerek? İşte size mutluluk...

Fitreler, bayramlıklar Zehra''ya... Zehra semtin koruması altında içten içten gözetilir bakılırdı. O sebeple tafrası yok fakat nazı vardı. Bir de çalışma azmi... Limoncu Zehra ille de limonları satacak ki karnı doysun. O güzelim limonlar da kimbilir hangi beyzadenin, hangi efendinin çayında, ıhlamurunda çiçeği burnunda iri bir dilim halinde dururdu... Hangi zarif hanımın cam limonluğunda sıkılarak kabuğunun baharlı kokusuyla mutfaklara yayılır ya da dolmaların üstünü süsler, yeşil salatalara karışırdı...

Ya yüzü Zehra''nın? Neden bunca zaman geçtiği halde bu kadar canlı? Yoksulluğunu anlatan uçuk rengine rağmen iki kor gibi yanan, yaşama telâşında, hayata sarılma anlamındaki gözleri... İnsanları sevgiyle sarıp sarmalayan, o derece insan olan gözleri...

Kadının erdemlerini yitirmeden yaşama çabasının ışığıyla aydınlanmış gözleri... Yokluk dendi mi Zehra aklıma gelir. İffet dendi mi yine Zehra.. İnsan dendi mi o...

Bazı sıkıntılı günlerimde o benim için bir kılavuz olmuştur. Kürür yolların karlarını, çıkıverir karşıma parlak limonlarıyla. Dumanlı soluğunu salarak ellerini hohlayarak arada "Limoncu Zehra olmak kolay değil!" der...

Çalışan birçok kadın tanıdım. Ama Limoncu Zehra hepsini iteleyip her zaman öne çıktı: "Beni unutma, beni anlat, beni yaz!" dedi... Sarı limonlarını yenine sürtüp parlattı ve gözlerini üzerimden ayırmadı.