Limoncu Zehra diye bir yazı yazmıştım, hatırlarsınız. O yazı birçok kadınımıza güç vermiş anlaşılan.. Gelen mektuplardan belli oluyor. Ben Limoncu Zehra''yı unutamadım; demek ki onlar da unutamayacaklar! Limoncu Zehra seyyar arabasındaki parlatılmış limonlar kadar ışıltılı gözleri, soğuktan kızarmış elleri, arasıra hohlayıp ellerini ısıtışıyla gözlerinin önünde belirecek. Ne zaman? Bir iş yapmak ve onu başarmayı istedikleri zaman...
Kadınlarımızı ekonomik bağımsızlıklarına kavuşmuş, eğitimlerini tamamlamış görmek öteden beri içimde taşıdığım bir dilek... Toplumumuzda sadece ev işleriyle uğraşarak körelen kimbilir kaç kadınımız var. Yeteneği, isteği olduğu halde şartlar iteleyivermiş bu tür bir yaşama biçimine onları... Kaplumbağa sırtı gibi taşıdıkları kabuk giderek sertleşir, kıramazlar.
Tabii benim çocukluğumda tanıdığım Limoncu Zehra yokluktan yoksulluktan limon satıp geçimini sağlıyordu. Fakat öyle haysiyetli, öyle güçlü bir kadındı ki şartlar denk düşse biraz da okumuşluğu olsa çok daha başka işlerin üstesinden gelirdi.
Kadınlarımızın sadece evlerine değil topluma da yararlı olmaları cumhuriyet Türkiyesine yaraşan bir şey... Büyük Atatürk''ün hedefi, isteği de buydu. Türk kadınında bu yetenek, bu azim vardır çünkü. Onun döneminden bu yana epeyce yol aşıldı ama yine de Türk kadını ileri bir topluma yaraşır ölçüde haklara sahip olamadı.
Bir defa çalışan kadın ağır işçi durumundadır; hem çocuklarını bakıp büyütecek, evin işlerini görecek, hem de dışarda çalışacak. Kimi erkekler de çalışan eşlerini bütün görevlerini eksiksiz yerine getirmesi gereken bir ırgat gibi görmekte. Hele ev işleri aksasın, vay haline kadının..
Düşünün, kadın ertesi gün işe gidecek, erken yatması gerekiyor. Adam eve misafir getiriyor habersiz. Üstelik içki sofrası kurulacak... Hanım da gidip gelip hizmet edecek. Hem de geç saatlere dek. Bütün bunları "neme gerek..." deyip yapmazsa hakarete uğrayacak; hatta dayak yiyecek. Ertesi gün morarmış gözlerle sabahın beşinde altısında yollara düşecek.
Türkiye''deki milyonlarca çeşit çeşit ev manzarasından sadece biri... Bu ülkede kadına bazı haklar sağlamanın yanında, bazı müzmin zihniyet ve bakış tarzlarını da kökten değiştirmek gerekecek. Onun için eğitim eğitim diye çırpınıyoruz.
Limoncu Zehra''dan etkilenenlerden bir okuyucum Karaman''dan yazıyor ve evlendikten sonra açık öğretim lisesini bitirdiğini, üniversiteye girmek istediğini bazı tanıdıkları ona "kazanamazsın!" dediği için bu yıl cesareti kırıldığından, sınava giremediğini, ama "Limoncu Zehra"yı okuduktan sonra yeniden umutlandığını belirtiyor.
Mühendis olan eşinin kendisini desteklediği anlaşılıyor; ne mutlu... Diyor ki okuyucum;
"Ben kabıma sığamıyorum. Birşeyler yapmak istiyorum. Günlerimin boşa geçtiğini düşünüyorum. Sizlerin yazıları sözleri bizi destekleyip yüreklendiriyor..."
Ayşe Hanıma sevgilerimi yolluyorum: İstemekle yarı yolu almış bulunuyorsunuz. Bir yarı yol kalıyor ki o da çalışmayla kat edilir: Fakat nasıl çalışma? Planlı programlı çalışma.. Gerçek başarının kolay yoldan elde edilmediğini de bilelim.

