Kaydet
a- | +A

Sizler her gün, her akşam hangi bilgilerle yönlendirildiğinizi, hangi aşamalardan geçtiğinizi biliyor muydunuz? İşte televizyon üniversiteleri! Sizler artık televizyon üniversitelerinden sanatçıların, podyumcuların marifetlerini görerek bilgileniyor ve kendinizi aşıyorsunuz.

Sizler yani halkın bir büyük bölümü, öncelikle kahkaha atmasını öğreniyorsunuz. "Kahkaha mı? Bunda ne var canım?" diyeceksiniz. Ama o kadar kolay değil. Bakın nasıl oluyor: Kaybetmekten korkunuz yoksa, ciğerlerinize doldurduğunuz yedekli oksijenle şöyle başınızı geriye atıp arkaya sarkar ve "sefam olsun!" anlamında patlatırsınız.

Sonra fütursuzluğu, pişkinliği, acayip el şakalarını öğreniyorsunuz. Ve çeşitli irili ufaklı küfürler... Hele o küfürler... Çocuklarınızla birlikte yeni baştan eğitiliyorsunuz. Kendinize örnek aldığınız, peşinden koştuğunuz, sahnelere fırlayıp bir kez öpmek öpülmek için neleri neleri göze aldığınız, gözünüzde devleştirdiğiniz o koca koca, pahalı isimlerin (meğer ne kadar ucuz insanlarmış) yaldızlı sözlerle yücelttiğiniz, kimbilir nerelere oturttuğunuz, dokunulmaz erişilmez yıldızların ağızlarından, seslerinden ve de görüntülerinden zincirleme tamlama küfürler duyarak işte bunları da eğitiminize katarak bir güzel sınıf atlıyorsunuz.

Kızmayın canım, onların alıcısı talibi sizler değil misiniz? Öyleyse sizin alkışlarınızla kazandıklarına itirazınız olmamalı. Zaten de yok itirazınız.

Başka neler öğreniyorsunuz? Podyumcu bayanların geçen haftadan bu yana değişen ilişkilerini... Kim kimden ayrılmış? Onbeş gün önce başlayan ilişki nerede son bulmuş? Birlikte olunan yeni arkadaş kimmiş? Bunları bilgi dağarcığınıza katarak kültürünüzü zenginleştiriyorsunuz. "Bu benim özel yaşantım" dedikleri şeyin nasıl genelleştiğini görüyor ve bir zamanlar utanılan durumların marifetler kitabına girdiğini görüyorsunuz. Aferinler size! Kolay kavrıyorsunuz.

Yüksek öğreniminize dahil olan bilgiler arasında podyumcu Leyla''nın filanca klipte hangi bikiniyi giydiği konusu var ki bunu bilmeyen barajı aşamıyor. Ama eminim siz o soruyu da başarıyla eksiksiz olarak cevaplayabilirsiniz. Zor olmakla birlikte...

Ya filancanın muazzam yalısı, feşmekanın kaşânesi?.. Bu üst sınıfın top sallayarak, şarkı türkü çığırarak ya da kalçalarını oynatarak sahip oldukları bunca şatafatlı köşklerin içi dışı, tenisli havuzlu bahçeleri gözünüze gözünüze sokuluyor. Türkiye''de nasıl zengin olunacağını bu karelerden öğreniyorsunuz.

Atatürk, Türk milletinin bugünkü manzarası içinde adım başı magandaların çalım attığını, kadınların bir meta gibi kullanıldığını ve ülkedeki seviyesizliğin boyutlarını görseydi ne yapardı? Halkına bizzat kendisi öğretmenlik yapan, ilmin hayatta en hakiki aydınlatıcı olduğunu söyleyen Atatürk demez miydi "Ben bu milleti hangi noktadan alıp hangi noktaya getirmiştim. Hani nerde o insanlar? Bu rezillikler neyin nesi? Bütün bunlar çağdaşlık adına mı yapılıyor? Hani ilimde bilimde başarılarınız üstünlükleriniz? Hani anmaya değer meziyetleriniz, sanatınız uğraşlarınız? Yazık yazık yazık..."

Televizyon evet teknoloji bize neler kazandırmadı ki... İyi şeyler yapıldı, alkışladık, iyilerden yüreğimize beynimize sızıntılar oldu, sevindik. Fakat kötü şeyler daha çok oldu. Ve kötü şeyler, iyi şeyleri silip geçti.