Film Gibi''yi başarıyla yürütmüş ve televizyona düzeyli bir yapım örneği vermiş olan yönetmen Sinan Çetin bundan böyle umarım sinemaya yönelecektir. Galiba epeydir asıl uğraşı olan sinemacılığı ihmal etmişti.
Şimdi Film Gibi Kaya Çilingiroğlu''na devredildi. Kaya Çilingiroğlu''nun bugüne kadar herhangi bir televizyon çalışması sanırım yoktu; ama biliyorsunuz Türkiye''de herşey tepeden inme gerçekleşiyor. Yazar sıfatı taşımayan, bu dalda kalem oynatmamış birine "Hadi yaz bakalım!" deniyor ve o kişi apansız yazar oluveriyor. Ya da bir şarkıcıya, manken kızımıza "Hadi dizide oyna!" deniyor, o da oynuyor ve böylece oyunculuğunu ilan etmiş oluyor. Ve yine Türkiye''de bazı basamaklara gelmek kimi insanlar için ne kadar zorsa, kimi insanlar için de o kadar kolay...
Kaya Çilingiroğlu Hülya Avşar''ın eşi olarak isim yaptı. Bundan böyle belki sunucu hatta oyuncu olarak ta kendinden söz ettirecektir. Ben onu Sinan Çetin''le karşılaştırmayacağım; çünkü uğraş alanları farklı...İlk programında ağlamaya yatkın görüntüsü, muhatabına bölümün tek esprisi olarak mendil uzatışıyla belleğimde kaldı.
Türk sinemasının Sinan Çetin''in çalışmalarına ihtiyacı var. Zira Sinan Çetin nevi şahsına münhasır bir sinema adamı. Daha önce yayınlanan Propaganda''yı (filmin adını yadırgadım başka bir isim konabilirdi) parça buçuk seyretmiştim. Geçende yeniden yayınlanınca bütününü izleme fırsatım oldu nihayet. Filmciliğin ne denli zor bir sanat olduğunu bu örnekle yeniden kavradım.
İlk bakışta fazla teknik malzemenin, tren hariç gerekmediği sanılır. Sarı ve tütün rengi çölümsü bir toprak görüntüsü, dikenli teller, gümrük müdürlüğü binası, gözetleme kulesi gibi gerekli çizgilerin ötesinde film kendi kendini oynuyor ama yine de filmin böylesi tabii bir mekanda kolayca gerçekleşmediğini seziyorsunuz.
Filmde gerçeklerin örtüsü farklı bir yaklaşımla açılmış. Traji-komik bir hikaye, katı devletçilik anlayışının içten içe eleştirisi...Oyuncular yerli yerinde, tabiilik özenle uygulanmış. Birbiriyle çelişkili durumlar yönetmen üslûbunun yer yer karşımıza çıkardığı özellikler olarak seçilmiş...
Film, -ne tür kaynaklardan yararlanıldığını bilmiyorum- belki yakın tarihimizdeki bir gerçeği anlatıyor ama onu sadece gerçeklikle sınırlamak doğru değil. Biz kendi yaşantımızda insanlarla, dostluklarla, sevgilerle yani insani değerlerle aramıza böylesi dikenli teller mesafeler koymuyor muyuz? Görev uğruna ya da başka sebeplerle unuttuğumuz, bir yana bıraktığımız, çiğnediğimiz değerler yok mu?
Çocukken sokak oyunlarımızda araya hudutlar çizip şurdan şuraya geçmeyi yasaklarken bunu kendi sahiplenişimiz aşkına yapmadık mı?
Hoşgörü evet...Babanın, katı kuralları oğul sevgisi uğruna yıkabileceği, aşkın hudut tanımayacağı, dostluğun nefreti, öfkeyi yeneceği... Filmden çıkardığım önemli anlatılar bunlar...
Sinan Çetin''in bundan sonraki çalışmaları Anadolu''yu Rumeli''yi işte böyle kucaklamalı...

