Kaydet
a- | +A

Vakit buldukça Ayşe Özgün''ün ATV''deki programlarını izlemeye çalışıyorum. Ayşe Özgün ince gözlemleri, dikkatleri, kültür seviyesi, yapmacıksız görüntüsüyle farklı bir çizgide her zaman. Birçok konuya, özellikle kadın konusuna geniş, ayrıcalıklı yer veriyor... Her şeyden önce toplumun üzerinde düşünen bir beyne sahip... Sempatik, birleştirici, ama yanlışları da su yüzüne çıkarıcı bir kişiliği var.

Son olarak yine şiddeti konu almıştı. Konuk hanım çok çocuklu bir ailenin ferdi, annesinden, babasından, ağabeylerinden dayak yiye yiye büyümüş, sonra aileden kurtuluş yolu olarak evliliği seçmiş. Bu genç hanım lise mezunuymuş ve daha önce bir işyerinde çalıştığı halde evlendikten sonra evine kapanmış. Kocası, onun tabiriyle şehir görmemiş biriymiş. Sonuç olarak bu defa şiddet kurbanı hanım kocasından kıyasıya dayak yemeye başlamış. Yanlış bir evlilik tabii... Adam çocuk istiyor, bir kızları oluyor, derken adam işi mi bırakıyor, işten mi çıkarılıyor her neyse, boşta gezmeye başlıyor. Ama bir yandan da daha çok çocuğu, özellikle erkek çocuğu olsun istiyor.

Bu insanlara değil 8 yıllık eğitim, 11 yıllık eğitim bile az gelir. Paran yok, işin yok, aile kavramı diye bir şey bilmiyorsun, sevgi nedir hele hele onu hiç bilmiyorsun ve bunlara karşılık çocuk istiyorsun. O doğacak çocuklar adına birilerinin bu adamı sarsması ve "Ne hakla?" diye sorması gerekir.

Biz gelelim dayaktan bizar durumda, artık hayatına son vermeyi bile düşünmekte olan kahramanımıza, kadıncağız dayak yiye yiye sonunda kendisi de çocuğuna şiddet uygulamaya başlıyor... Belki tüyleriniz ürperecek ama bir defasında çorba kaynatırken, eteğini çekeşleyip bir şey sormak istedi diye kibritle çocuğunun burnunu yakıyor. Diyor ki "Ben çocuğumu döverken onu öldürmekten korkuyorum..."

Bu korkunç sözleri bir ana söylüyor! Evet sevmek bir sanattır. Erich Fromm "Sevme Sanatı"nı boşuna yazmamış. Ayşe Özgün ve programa katılan değerli hekim, "öncelikler" üzerinde durarak, önceliklerimizi sıralayamadığımız için pek çok istenmez olayın ortaya çıktığını belirttiler... Sahi, kahve içmek mi, televizyon dizisi mi, komşunun günü mü, dedikodu mu, yoksa sizden ilgi ve bilgi bekleyen çocuğunuz mu öncelikli?

Çocukların tek istediği ilgi ve sevgidir. Ama ne yazık ki çoğu anne, çocuğunun eğitimiyle ilgilenmek, çocuğunun ruh açlığını gidermek mecburiyetindeyken başka işlere öncelik tanımak durumunda. Tabii kocasından çektikleri yüzünden de ya çocuğunu hırpalıyor, ya bunalıma giriyor, ya da istenmez olaylara kapı açıyor. Evet öncelik... Söz gelimi çocuğunu altını ıslattı diye döven bir anne için, yıkayacağı çarşaf değil, çocuğunun probleminin sağlıklı bir yolla nasıl giderilebileceği ön planda olmalı.

Çoğu kere anne ve babanın kendi sorunları ailenin bir parçası olan çocukları görmezlikten gelmeye sebep oluyor... Düşünün, bir çiçek var; onun toprağını değiştirmiyor, ona su vermiyor, onu okşamıyor, onu güneşe çıkarmıyor, havalandırmıyor, ona istediklerini vermiyor, veremiyorsunuz. Sonuç: Yarım çocuklar, yarının problemli, hasta ruhlu insanları....