Kaydet
a- | +A

Galiba 1994 yılıydı. Dostumuz Ömer Öztürkmen ve eşinin evlerinde verdikleri iftarda buluşmuştuk. Enver Ören Ağabey, merhum Ayhan Songar ve eşi Reyhan Hanım, birkaç dost daha... Bu sofrada Enver Bey bir üniversite kurmak istediğinden söz etmişti, ben "Bir de Türk Sanatları Akademisi kursanız..." deyivermiştim... Çünkü öteden beri bize has sanatları ebrusu, tezhibi, ahşap oyması, çinisi, orta oyunu ve edebiyatıyla bir yerde toplayacak bir akademi yahut mektep hayal ederdim.

Enver Ağabey fikrime son derece olumlu bakmış, hatta böyle bir mektebin, kuracağı üniversite bünyesi içersinde yer alabileceğini ifade etmişti. O akşamki sevincimin enginliğini anlatamam.

Bugün de biliyorum, o üniversiteyi gerçekleştirmek isteği Enver Ağabeyin, en büyük isteklerinden birisidir... Eğer temelleri atılırsa inşallah ben de bu Türk sanatları merkezini veya enstitüsünü yeniden hatırlatacağım..

Bunları niye mi yazıyorum? Savaş Ay''ın Enver Ören ağabeyin büyük desteği ve cömertliği ile gerçekleştirmekte olduğu Şiir Mektebi sebebiyle. Bugün sanata kültüre yatırım yapmak doğrusu her kişinin kârı değil.. Şiir mektebi övünülesi, yüz akı bir girişim.

Şiir Mektebi kulağa hoş gelen ve geçmişi de kavrayan bir ad... Çünkü edebiyat fakültesine gidersiniz, orada ilim bulursunuz, şiir değil. Şiir vardır ama, bir araştırma didikleme mevzuudur. Şiir mektebi ise daha özel, daha özgür bir ocakbaşını andırıyor.

"Şiirin mektebi olur mu?" denilmiş bugüne kadar. Romanın ve hikayenin de olmaz sanılmış. Neden olmasın? Oysa tiyatronun mektebi vardır. Tiyatroyu öğrenmek başka, oynamak başkadır. Şiir de öyle. Yazmak ve söylemek başka, şiiri ilim çerçevesinde ele almak başka. Savaş Ay şiire bir mektep düşünmekle bunca yozluk içinde sanata, yani söz üstünlüğüne kucak açmış oluyor. Hiç kimse şiirden edebiyattan söz etmezken, birdenbire gündeme Şiir Mektebi geliveriyor... Bu demektir ki "Artık üzerinizdeki miskinliği, dereden tepeye şeyleri, düzeysizlikleri bir yana koyun. Şiir geliyor!"

Gerçi her şair kendi kendisinin mektebidir ama, her şairin kökten gelme bir şiir terbiyesi vardır. Yani atadan dededen intikal eden, nesiller boyunca süregelen bir şiir geleneği de resmileşmemiş bir mektep gibi kabul edilebilir.

Şiir Mektebinde neler olur? Gelenekten gelen Fuzuliler, Nedimler, Yunuslar, Karacaoğlanlar elbette bulunmalı.. Ve daha sonrasını kucaklayarak çağdaş şiire yönelmeli..

Türk insanı şiirini bir yana bırakmadığı ve şiirde en iyi ustalarını yetiştirdiği devirlerde devlet de güçlü olmuştur... Hatta padişahların çoğu şairdir, bilirsiniz, divan sahibidirler. Şiir bir bakıma onların tahsilleri içerisinde vardır. Çünkü şiir ufuk genişliği demektir, dil demektir, dilin zenginliği demektir.

Televizyon sanatında kendine özgü bir yeri olan Savaş Ay''ın böylesi bir mektepte bütün değerli şairleri kucaklayacağından, eskiyi ihmal etmeden yeniye açılacağından eminim.

Bu şiir mektebinden sonra şunu düşünüyorum. "Eh, şiire sahip çıkıldı; acaba romana ve hikayeye de sahip çıkılır mı?" diye. Temenni edelim...