Kelimeler herşeyimiz. Onlarla düşünüyor, onlarla yönetiyor, onlarla hayatımızı çekip çeviriyoruz. Dil ve üslûp bir seviyeyi, dünya görüşünü, toplumda varılmış bir noktayı da belli eder. İnsanlar hakkında düşüncelerimiz, kanaatlerimiz onların sarfettikleri kelimelerle seçtikleri üslûpla hasıl olur.
Bakın, Galatasaray kulübünün kurucularından merhum Ali Sami Yen''in bugün doksan küsur yaşındaki eşi geçenlerde Ali Kırca''nın programına katılmıştı: Konuşması sırasında orada bulunan topluluk kendisini alkışlamaya başlayınca ayağa kalkmak istedi. Ali Kırca ayağa kalkması gerekmediğini belirttiyse de o zarif insan karşı çıkarak,
"Olmaz! Ayıptır" dedi ve alkışları o kökten gelme görgüsüyle ayağa kalkarak cevapladı.
İşte bu davranış, bu üslûp hanımefendinin görgü ve terbiyesi, haddeden geçmişliği, onun hakkında kanaat sahibi olmamızı sağlayıverdi. "Ne seçkin, en zarif insan... Ne de olsa eski görgü.. İşte İstanbul hanımefendisi!" şeklinde cümlelerle değerlendirdik onu.
Geçenlerde bir bakanın konuşma tarzını pek yadırgadım. Doğrusu herhangi bir vatandaş olsaydı, yine bir derece. Bakanlık mevkiindeki bir kimsenin konuşma üslûbuna daha fazla özen gösterip dikkat etmesi gerekiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, Galatasaray-Arsenal maçı dolayısıyla bir İngiliz vatandaşıyla şöyle konuşuyor;
"En büyük Galatasaray tamam mı? Okey? Yes. Hadi anca gidersin..."
Bir defa böyle yarı Türkçe yarı İngilizce konuşmalar hoş kaçmıyor. Bir bakan "yes, okey"in dışında en azından pratik bazı cümleleri bilmeli diye düşünüyorum. İkincisi ve daha mühimi "Anca gidersin!" ifadesi. Bir, Sadri Alışık''ın uzaylılara "Zızzıt!" çekmesi gibi elini ağzının kenarına koyup seslenmediği kaldı. İyi bir tablo sergilenmedi.
İnsan yerinin yaraşığı olmalı. Bir noktaya geldiniz mi, bu tarz konuşmalar yaraşmaz adama. Belki maç stresi, o senli benli hava böyle konuşturmuştur, desem de bu tarzı beğenmediğimi söylemeliyim.
Bir ara gazetemizi ziyarete eski bir bakan gelmişti. Müstehzi, küçümser bir edayla konuşuyor, kimseyi, hiçbir şeyi beğenmiyordu. Ben tam karşısında oturuyordum. Ayağını öyle bir biçimde uzatmıştı ki tabanını seyretmekten bir hal olmuştum. O topluluğun içersinde tek hanım bendim. "Bir bayan karşısında daha derli toplu olunmalı, hele bir devletliyseniz daha ağır başlı olunmalı" diye düşünmüştüm. Şimdi Avrupalı olacaksak önce siyasetçilerimizin tavır ve üslûp sahibi olması gerekiyor. Bakın bir Avrupalı yapmaz bunu, her ne kadar rahatına düşkünse de. Bizde makam mevki, hele hele para sahibi olmak insanlara umursamazlık ölçüsünde yetkiler veriyor nedense. "Adam sen de ben kimseyi takmam; ister kadın olsun isterse erkek... Bakın görün herşeye sahibim!" havası birgün gelir hayal kırıklığı ile, birşeylerin kaybedilmesiyle son bulur.

