Yürekte duyulmadan sanat eseri yazılmaz diye hep söylerim. Nasıl duyacaksınız? Kimileri kendinden emin "Duygularımı ortaya döktüm" der. Acaba gerçeği yansıtır mı o sözler ya da duyguları ortaya dökmek yeterli midir? Şüphesiz hayır...
Yaşamakla olacak bu. İsterseniz kelimelerin en etkilisini, en sihirlisini seçin; kurgunuz mükemmel olsun. Eğer yüreğinizi katmadınızsa o eserde eksik olan bir şey vardır.
"Olur mu canım? Seçilmiş lezzetler, tatlar bir araya gelmişse o eser niye eser olmasın?" Demem şu ki, onun tadında bir eksiklik, bir yavanlık vardır; bunu ancak erbabı hisseder. O çeşnici, o ehil kimse eseri gördükten ve tattıktan sonra der ki, "Bu eser pişmemiş; hamlık ve çiğlik taşıyor; dişlerde kalıyor, acısı burukluğu ağızdan hiç mi hiç gitmiyor."
Yürek katmanın anlamı nedir peki? Hani derler ya "Bir yemeğin lezzetli olabilmesi için pişirenin de onunla pişmesi lâzım. Onunla birlikte terleyecek." İşte bunun gibi sanatkâr, eseriyle birlikte halli hamur olacak. Yemesi içmesi, uyuması, uyanması onunla olacak... Onu bir evlat gibi kahırla büyütecek... Kendinden alıp ona verecek açıkçası.
Dahası var: Yürek katmak, içinizdeki dallanışı budaklanışı yansıtmak anlamındadır, içinizin incelip ses vermesi... Öyledir de içinizi kendiliğinden ele güne çıkaran bir gücü de hissedersiniz. Esere sanki siz değil de, göremediğiniz birileri yardım etmiştir, kol kanat olmuştur. Hangi türde hangi dalda olursa olsun bir sanat eserinde mutlaka ve mutlaka ruh vardır.
Fakat şu noktayı da unutmayalım. Bir de başkalarının eserlerinden tat toplayanlar, yani kovandaki balı değil, onun sürüntüsünü malzeme yapan, ondan bundan kesip biçen, aparanlar vardır. Her devirde böylelerine rastlanır.
Babıali''de "altınmakas" diye adlandırılan tiplerin bir diğer türüdür bunlar. Aldıklarını belli etmez, geçtikleri yolda iz ve toz bırakmazlar. Kapı kapı dolaşır, üstü kaymaklı, göze hoş görünen ne varsa ondan bir parmak, bundan bir parmak toplarlar. Böylece yeni, yepyeni bir eser ortaya çıkarmışçasına övüne güvene sahnede yer alırlar. Tabii bu da ayrı bir ustalık, bir el göz çabukluğu ve marifet ister. Hedefiniz bu olacak, kitaplarla dergilerle ilişkiniz bu minval üzre olacak.
Bunun bir meslek olduğunu biliyor muydunuz? Aparıcılar bu işi meslek edinmişlerdir. Kaş göz arasında alacağını alır süzer, posasını geriye bırakır. Kimsenin ruhu bile duymaz.
Bu işi yapanlara kimse de ses çıkartamaz nedense. Bunlar hünerli bir taklitçidirler ama kimse kolay kolay bu oyunu, düzeni farketmez. Şimdi ortaya bir has gül çıkıyor, bir de mevsimsiz ortamsız, zorla zorlamayla açmış kokusuz albenisiz bir gül...
Demem oydu. Peki ne var bunda? Birilerinden birşeyler alınamaz mı? Belki heyecan belki şevk... İşte o kadar! Gerisi sizin yeteneğinize, sizinle birlikte var olan bir "yeti"ye kalır.

