Kaydet
a- | +A

Ayrılıklar, ayırmamış gardaşları... Tek tek sevgi olmuş, sporun etrafında toplanmışlar. Azeri askerlerin elindeki flama her şeyi anlatıyor:

"Bir millet iki devlet!" Futbol ciddi bir oyundur. Rakibin büyüğü küçüğü olmaz. Eğer hedefiniz zirvelere çıkmaksa her maça yüksek konsantrasyonla başlamak zorundasın... Ya da her maçı yüksek konsantrasyonla geçmek zorundasın.

İlk devre, Azeri kardeşlerin onbir görev adamıyla yürekten mücadelesini seyrettik. Hiç aksamadılar, hata yapmadılar, yere sağlam basan, ikili mücadeleleri kazanan taraf oldular.

Hedefi finaller olan, kulübesinde dahi milyon dolarlık futbolcuları oturtan milliler, uyur gezer halde başladılar maça... Orta saha ve hücumda hiç bir etkinlikleri olmadı. Devre boyu, gole doğru hiç bir atak yapamadılar. Rakip ataklarında hiç bir direnç oluşturamadılar. Ogün, Bülent, Alpay''la kaleyi kollar olduk.

Rüştü''de biten üç gollük pozisyon dahi, uyandırmadı millileri... Türk futbolunun başarılı taktiğini tersine çevirdiler. Top rakipteyken en yakınında olan, oynama fırsatı vermeyen, topu kazandığında boş sahalar bulan futbolu bıraktılar, gözleriyle bile rakibi takip etmeye üşendiler. Kalemizden gelen topları, yana, geriye, etkisiz alana kaçırır oldular... Ben bu işten bir şey anlamadım.

Madem oynamayacaktınız, niye çıktınız sahaya? Biraz yürekli olup, ''Benden size hayır yok'' diyebilirdiniz. O formayı gururla taşıyacak yüzlerce genç var. Milyonların duygularıyla dalga geçmeye ne hakkınız var?

İkinci devrede bir şey değişti. Azeriler yoruldu, kalesine çekildi. Arif, 90 dakikadaki tek doğru hareketi yaptı, arka boşluğa koştu, içeri kesti. Aynı şekilde Hakan Şükür ilk olumlu hareketiyle golü buldu.