Maç sonraları basın toplantılarına özellikle katılıyorum. Göreve geldiği ilk günden beri Giray Bulak''ın bütün açıklamalarını dinledim. Hoca "Kadro yetersiz, futbolcu kalitemiz bizden beklenen sonuçları alacak yetenekte değil" diyor. "Orta sahamız çalışmıyor, kanatlar verimsiz, hÜcumda pres yapan, yırtıcı, hava hakimiyeti yüksek futbolcumuz yok" diyor. Galatasaray maçında eksikler sıralayan Giray hoca Beşiktaş maçında, Fener maçında yakınmaya devam etti. Hatta Vanspor, Göztepe gibi takımlar karşısında dahi takımını beğenmediğini ifade etti.
Bir yönetici de çıkıp "Hoca ne dediğinin farkında mısın, biz bu futbolcuları en iyi diye aldık. Bunlar bizim geleceğimiz. Haberin yok mu? Gazetelerden, televizyonlardan takip etmedin mi? bu yıldız adaylarını Trabzon''a getirirken üç gün, üç gece bayram yaptık. Takımımızı takip eden basının, ekranlarda şakıyan konuşmacıların övgülerini duymadın mı? Nedir bu, her maç sonrası yerden yere vuruyorsun yıldızlarımızı? Sadece bizi hatalı göstermiyorsun, bilgi kaynağımız, geleceğimizin mimarları eski futbolcularımızın da yanlış yaptığını söylüyorsun. Herhalde ustaların imzalarından da haberin yok..." demiyor.
Giray hocanın bir huyunu çok seviyorum. Ortada ne varsa hiç çekinmeden söylüyor. Hoşuma giden bir başka taraf da aylardır bu köşeden yazdıklarımızı teyid etmiş olması...
Hocayla aramızdaki tek fark, o söyleyince Trabzonspor''un iyiliği için oluyor, biz yazınca tam tersi. Ona dost diyorlar, bize düşman.
Dünya yıldızlarıyla başladılar işe, "asalaklar, donsuzlar" derken, yerlinin yerlisine döndüler. Az zaman sonra "Bizi istemeyenleri biz de istemeyiz"e çevirdiler rotayı. Sonuçta onları kimse istemiyor oldu, içerde kimse kalmadı. Arada başkalarının artıklarıyla idare ettiler. Fethi, Recep, Bülent, Yusuf, Selim gibi milli futbolcuları aldılar. Söz vermişlerdi bir kere, ille de yıldız alacaktlardı. Her ne kadar kayan yıldız olsalar da aldılar işte. Nasıl olsa memleket için fark etmiyor. Ne verirsen eyvallah çekiyorlar. Tepki koyan yok, karşı çıkan yok...
Son bir yılı da Perestroika ile geçirdiler. Şimdi kalkmış en yetkili ağızlar "Bu takıma en az 6-7 takviye gerekir" diyor. Haziran 99''dan beri 15-20 tane aldılar, ikisinde isabet ettirdiler. Sorarım ustalara, lazım olan 6-7 yi tutturmak için 40-50 tane mi alacaksınız?
Şimdi taktiği değiştirdiler. "Transferden hoca sorumludur. Sistemine kim uyarsa onu alacağız" diyorlar. Kalemleri devamlı bu konuyu işliyor. İlle de sisteme uygun olacak. Ne menem bir şeymiş bu sistem. Katenaçya mudur, sürgü müdür, WM midir, ona uygun futbolcu bulunamıyor. Möller''i alsalar uyar mı, Haessler ya da Guardiola becerebilir mi acaba? Şu isimlere bir bakın, bunlar da uymazsa kimleri alacaklar? Kim çözecek bu sistemi?
Kimse kusura bakmasın, ben bu işten şüpheliyim. Taşın altında mutlaka bir çapanoğlu var. "Sistem, yıldız, çok para, gelmiyorlar, beğenmiyorlar, ustalar garanti etti, hoca istedi" bahanelerinin arasında gene kandırmasınlar bordo-mavili taraftarı. Almasınlar Kemalettin, Boliç, Saffet, Mutlu, Bülent, Vedat, Emre, Sertan, Gökhan''ları. Ne bileyim işte, hani derler ya yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. Aklıma gelen de öyle bir şey.
Sonunda kabak dönüp dolaşıp Giray hocanın başında patlayacak gibime geliyor.

