İşte Hasan Can''ın Selim Han''a anlattığı menkıbe: "Sultanım, bir hükümdar, veziri ve diğer erkandan birkaçıyla sarayından ayrılarak gezintiye çıkmıştı. Bir müddet yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında mola verdiler. Olgunlaşmış, narlar insanın iştahını kabartıyordu. Hükümdar bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı adamı yanına çağırıp sordu:
"Oğlun uşağın yok mu senin?" - Bu güzel nar bahçesi kimin?
- Benimdir efendim, babamdan miras kaldı.
- Niye yalnız çalışıyorsun? Oğlun uşağın yok mu senin?
- Allah bize bir evlat vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz.
- Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, nar şerbeti ikram etsen de içsek olmaz mı?
"Bu bahçeyi ellerinden alayım" İhtiyar ''Zaten siz istemeseniz de misafire ikram etmemek olur mu hükümdarım?'' dedi ve hemen en yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı. Hükümdar içti ve çok beğendi. Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı...
İhtiyar çiftçi herkese sırayla nar şerbeti ikram etti. Hükümdar ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular. Yolda şeytan hükümdarın kafasını karıştırmaya başladı: ''Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında birkaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım'' diye düşündü...
Hükümdar ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar. Hükümdar, bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi adamdan. O da, yine bir tas nar şerbeti yapıp sundu. Fakat hükümdar bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi. Sordu:
Hükümdarın dua kapısı! - Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoşuma gitmedi!
- Aynı nardan hükümdarım, aslında tadında da bir değişiklik yok, değişen sizin kalbiniz olsa gerek! Sakın, tebaanızın malına göz dikmiş olmayasınız?!. der demez hükümdar karşısındaki zatın hal ehli birisi olduğunu anlar ve tövbe eder. Artık o kapı, hükümdarın ''dua kapısı'' olur..." Yavuz Sultan Selim Han anlatılanlardan çok etkilenir: "Bre Hasan Can" der: "İbretli bir hikâye imiş, biz de nasibimize düşen dersi aldık!.."

