Şu Portekiz takımında iki kuşkum daha doğrusu iki önemli merakımdan kaynaklanan kuşkularım vardı. Birincisi; bu kaleci Ricardo''yu kafam hiçbir gün iyi bir takımın kalecisi olarak düşünmedi. Hatta dün akşamüstü Ümit Aktan''la yaptığım televizyon programında bu kalecinin Alman maçında ne olduğunun test edileceğini de söylemiştim. Demek ki, Ricardo''yu Scolari''den iyi keşfetmişim. Bir de bu Simao''nun babasının ya da çok yakın bir akrabasının ya Portekiz teknik kadrosunda ya da federasyonunda olduğumdan kuşkuluydum.
Scolari, kimleri çıkardı ama onu sahada tuttu. Deco''nun neredeyse tek başına taşıyıp organize etmeye çalıştığı Portekiz''de Ronaldo lokomotifi sürekli Alman engellerine çarpıp çarpıp yok oldu. Alman takımında ise Löw tribünde ama Alman disiplini, Alman kurnazlığı, Alman mesaisi sahadaydı. Schweinsteiger''ı hayatta oynayacağı en son yer olan sol bekteki Ferreira''nın olduğu yere diken Löw, böylece rakibin yumuşak karnını da çakmıştı. Haa bir de Pepe''nin sistem gereği alan savunması yoğunlaşması yerine rakibin en uç adamını ta santraya kadar takip edip imha etme düşüncesi Alman kurnazlığıyla Portekiz üzerine çığ düşürdü. Birinci gol, Löw''ün planlayacağını tahmin ettiğim bütün tezgahlarının sahnelenişiydi. Portekiz, Alman kulelerinin arasından bir kafa golüyle uzatma umutlarını yeşertti. Ancak İngiliz golcü Gary Lineker''in futbola sanki atasözü gibi yapışan şu cümlesini imzaladı: Top bir oraya bir buraya gider sonunda Almanlar kazanır...

