Abla, kız kardeş ve boyu sebebiyle onlara "tepeden bakan" basketbolcu, beş yıldızlı bir otelin restoranında kahve içiyordu. Sohbet abla ile kız kardeş arasındaydı. Basketbolcu ise konuşmanın dışında kalmış olmanın sıkıntısıyla kâh kahve kaşığını emiyor, kâh boş gözlerle denizi seyrediyordu. Ama "aşkı" uğruna bu can sıkıcı ortama katlanıyordu.
Gerçi tanışalı daha bir hafta olmuş ve bu kısa sürede hemen hep dinleyici durumunda kalmıştı. Kız kardeşle ise az önce tanışmıştı. *** Abla ile kız kardeşin konuşmalarının konusu basketbolcuydu ve skandal niteliğindeydi.
Emekli diplomat kızı iki kardeş, ana dilleri gibi İspanyolca bilmenin avantajını bir silaha çevirmişler, basketbolcunun kişiliğini ve onurunu delip delip geçiyorlardı:
- Ben sana ne demiştim ufaklık? Bir haftalık işi var dememiş miydim? - Kutlarım abla, kazandın! - Yetmez... Söz verdiğin Lacoste çantayı alacaksın bugün! Hemen! - Adam yakından deve gibi görünüyor! Nasıl dolaştın bununla bir hafta? Abla, seri hareketlerle sigarasını yakıp, dumanını kardeşinin suratının ortasına üfürerek geri yaslandı: - Eeee, kazanmak için zahmet gerekiyor şekerim! Kız kardeş, hafif ve hain bir göz işaretiyle, basketbolcunun getirdiği ama henüz açılmamış hediye paketini göstererek: - Hem de çift taraflı kazanç, dedi. Abla iki yanağındaki iki gamzeyi iyice derinleştirecek ve diş etlerini gösterecek şekilde memnuniyetle güldü: - Hadi tahmin yapalım, acaba o pakette ne var? Takır takır İspanyolca konuşan iki kişinin yanında sağır/dilsiz bir engelli gibi duran basketbolcu, arada bir ablanın yüzüne sahte gülümseme ile bakıp, yine kendi sıkıntılı dünyasına dönüyordu.
Kız kardeş: - Bence maçlarda giydiği terli formayı getirmiştir, diye dalga geçti. Abla kaşlarını çattı:
- Hemen kıçına tekmeyi vururum! Sonra Türkçe''ye ve basketbolcuya döndü: - Sıkılmıyorsun di mi canım? Yalan söyledi basketbolcu: - Yooo... Yanında olmak yetiyor... Kız kardeş atıldı, yine İspanyolca: - Sabırlı adammış. Ama bence yalan söylüyor, dedi. - Boş veer, dedi abla kayıtsızca yarım sigarasını küllüğe bastırarak... Gidelim! Abla, bir yandan ayağa kalkarak, basketbolcuya:
- Biraz çarşı-pazar dolaşıp eve gideceğiz canım, dedi. Bi çanta alacağım da... Mesajlarını bekliyorum tamam mı? Hadi görüşürüz. Basketbolcu, uzun vücudunu koltuktan kaldırırken zorlandı. Ayağa kalkıp hediye paketini uzattı, iki kardeşin ellerini sıkarak uğurlarken: - Tamam, yazarım, dedi. Memnun oldum, dedi kız kardeşe... *** Oysa yalan söylemişti basketbolcu; ne mesaj yazacaktı, ne de memnun olmuştu. Çünkü, bir tarihte İspanya''da basketbol oynamış olması sebebiyle iyi dereceye yakın İspanyolca biliyordu!

