Anadolu''dan bir futbol takımı, ünlü takımlardan biriyle maç için geldiği İstanbul''da, Beylikdüzü tarafında bir otelde kamptaydı. Çok alışılmadık bu semtte kamp yapmalarının sebebi, otel sahibinin o takımın gönüllülerinden bir zengin oluşuydu. Bir de, bir dönem bu semtteki bir kız arkadaşı yüzünden defalarca buraya gelmiş olan uzun saçlı orta saha oyuncusu biliyordu buraları... Takım son maç idmanını biraz uzak bir sahada yapıp otele kapandığında sabah olacaklardan habersizdi. *** Teknik direktörün ve takımdaki oyuncuların çoğunun inançlı olması sebebiyle, maç sabahı neredeyse bütün takım, semtin inşaatı yeni bitmiş ve ibadete yeni açılmış büyük camisinde sabah namazı kılmaya gittiler. Henüz güneşin kendisini göstermediği şafak vaktinde, gri takım otobüsü caminin bulunduğu caddenin başına geldiğinde, sürprizle karşılaştı. Polis caddeyi trafiğe kesmişti. Otobüsün içindeki futbolcu, teknik adam, malzemeci, masör kâh birbirlerine, kâh dışarı baktılar merakla... Kafile başkanı yönetici ile şoför ve takımın masörü aşağı indiler. Dönüşlerinde mesele anlaşılmıştı.
- Ne olmuş? - Cami bahçesine bomba koymuşlar! - Yaa... Yuh artık!
- Şerefsizliğin sınırı yok ki abiciğim. - Vay be, işe bak! Bütün kafile otobüsten indi, yürüyerek camiye yaklaştı. Ancak cami bahçesi de polis tarafından bantla çevrilmişti.
Bomba imha ekibi iş başındaydı.
Daha doğrusu, bütün gözler özel kıyafetli bir uzmanın üzerindeydi. Polisler, sabah namazı cemaati, erkenci esnaf, futbolcular, herkes, dikkatli hareketlerle çantaya patlayıcı fünye bağlamaya çalışan haki kıyafetli uzmana kilitlenmişti. Bomba imha uzmanı, uzaktan patlatmak için kablolu bir fünyeyi çantaya bağlayıp da patlatmak üzere ayağa katlığında bir bebek ağlaması duydu.... Yavaş hareketlerle çantayı fermuarından çekerek karpuz gibi ikiye böldüğünde, ufacık ayakları, iki yanına uzanmış hareketsiz kolları, mavi ve süslü kıyafetleriyle, sırt üstü yatmış altı günlük bir bebek çıktı ortaya... Bakarken insanın içinin koptuğu, uzanıp çenesini okşamak istediği bir bebek... Uzman görevli o minicik varlığı kucağına alındığında, bebecik, açılan gözleri ile her şeyden habersiz çevresine baktı.
Bütün orada bulunanların içinde merhamet meleği en çok futbol takımının uzun saçlı orta saha oyuncusunun kalbini öptü sanki; hızla karar verdi, o karmaşada bebeğin teslim edildiği komiserin yanına gitti.
Futbolcunun annesi İstanbul''da yapayalnız yaşıyordu ve böyle bir meşgaleye ihtiyacı vardı. Daha önemlisi, kendisi de bu bebeğe babalık etmeyi şiddetle arzulamıştı. Bebeği evlatlık edinecek ve annesine teslim ederek Anadolu''ya dönecekti. *** Bebeğin annesine gelince... (Dini nikâh kıydırmış oldukları halde) futbolcu sevgilisinden ayrıldıkları gün hamile olduğunu söylemeyi gururuna yedirememişti. Ama çalışmaya mecburdu ve hediyelik eşya dükkanındaki patroniçesi daha fazla idare etmemiş ve işten çıkarmıştı. Bebeğini oraya bırakırken, onun gerçek babasına kavuşacağını bilip bilmediği, bilinmiyordu... Ama futbolcunun öz oğlunu evlatlık aldığını bilmediği kesindi.

