Emekli komiser, eşi, iki kızı ve tek oğlu, akşam yemeği için sofradaydı. Esmer güzeli büyük kızı, sofrada şaka yollu babasına çıkıştı: - Biraz yavaş ye baba, öyle çabuk bitiriyorsun ki, tabağına hangi yemeği koyduğumu unutuyorum! Babası bu takılmaya gülmek yerine, çatalını tabağın kenarına koyarak düşünceli düşünceli anlatmaya başladı: - Babam rahmetli, demiryollarında çalışıyormuş. Bir gün amcamla birlikte köyden Sivas''a gitmişler. Hükümet binasındaki işlerini bitirdikten sonra, Sivas Yetiştirme Yurdu''nun önünden geçiyorlarmış. Sadece öksüz ve yetimlerin alındığı o yurt ki, disiplini ile meşhur; çocukları en iyi yetiştiren yerlerden biri olarak bilinir. Yurdu gören babam amcama, ''Mustafa'' demiş, ''Babaları öldü desek de bizim oğlanlar Yaşar ile Selahattin''i buraya versek...'' Amcam da, ''Ağzından yel alsın abi... Allah sana hayırlı uzun ömürler versin, başka bir yol buluruz" demiş... O zaman ben 7, Selahattin amcanız da 5 yaşında... Yani benim tam da okula başlama yılım... Babam ve amcam, o yurda baka baka köye dönmüşler. Babam rahmetli, yapılı, vurduğunu deviren, güçlü bir adamdı. Aradan bir ay gibi bir zaman geçmişti. Günlerden bir gün, babam, teyzesinin oğlu ile amcasının oğlunun birbiriyle kavga ettiğini görmüş. Bir de bakmış ki, birinin elinde silah var. ''Eyvah, kötü bir şey olacak'' diye can havliyle koşmuş. O arada, filmlerde olduğu gibi silah patlamış ve babam serilmiş yere... Aylardan haziran... Yani okulların açılmasına 3 ay filan var... Ve babamın dilediği gibi oldu; çocuklarının ikisi de o çok beğendiği yurda gitti, yetimler olarak... Annem ise kısa bir süre sonra zengin bir adamla evlenip bizden ayrıldı. Kız, bir hüzün sandığının kapağını açmaya sebep olmaktan pişman: - Neyse baba, yemeğin soğuyor, dedi. Baba başını sağa sola sallayarak devam etti: - Soğusun kızım. Bunları hiç konuşmadık sizinle... Yemeğin soğumasının bile bir lüks olduğunu bilemezsiniz siz... Çünkü yatılı okul hayatından haberiniz yok. Havuzun içine atılmış bir ekmek kırıntısının etrafına toplanan balıklar gibi, mektup dağıtan nöbetçi öğrencinin etrafında umutla bekleyip, eli boş ayılmanın acısını nereden bileceksiniz? Bir arkadaşının kirli gömleği, bir başkasının ceketi ile kıyafetini emanet olarak tamamlayıp derse girmeyi nereden bileceksiniz? Ailenden ve köyünden ayrı düşmüş küçük bir çocuk olarak, geceleri yorganını başına çekip ağlamayı nereden bileceksiniz? Hızlı yemek yiyorum öyle mi? Yurtta hızlı yemek zorundasın güzel kızım. Sekiz kişinin ortasına konmuş yemeği çabuk çabuk yemezsen eğer, aç mide ile uyursun. Hiç kimsenin, ''Ah yavrum sen aç yattın, gel sana bir şeyler hazırlayayım'' diyecek annesi de yoktur orada...''
Kız bir kez daha konuyu kapatmayı denedi: - Neyse baba, yemeğin soğuyor. Baba, üzgün bir suratla sandalyesine yaslandı: - Soğusun kızım soğusun. Bazen yemeğin soğuması bile lükstür, çünkü lokmamın rakibi yok burada...

