Eskiden birlikte çalıştığımız bir hanım gazeteciden mail aldım. ... "Merhaba arkadaşım... Al sana gözü yaşlı bir öykü...
Nesrin de senin benim gibi bir gazeteci... Kars''ta doğmuş, 1 yaşındayken annesini kaybetmiş. Babası yeniden evlenirken onu teyzesine bırakmış. Teyze de o zaman genç bir kız... Yeğeninin sorumluluğunu taşıdığı için, kendisiyle evlenmek isteyen birkaç kişiye, ''Yeğenim var yanımda, o da gelecek'' deyince, kimse kabul etmemiş. Nesrin için hayattan vazgeçmiş kısacası...
Hayata yenik başlayan Nesrin, inadına çalışkan, neşeli, her şeye gülerek bakmasını bilen bir kız. Ben bir gazetede servis sorumlusu iken, staja gelen üç gazeteci adayından biriydi.
Soru sormayı, haber yazmayı, haber konusu bulmayı, her şeyi en fazla ona öğretmek istedim.
Nesrin profesyonel gazeteci olup bir başka gazetede işe başladıktan birkaç sene sonra kansere yakalandı. Ama dirençli, ama yaşama isteğiyle dopdolu bir kız... Tedavi sırasında saçları tek tek dökülürken bile telefonda, "Ablam benim, nasılsın" dediği ses hep aynı coşkudaydı.
Neredeyse kel kaldığında bile o iğrenç peruklardan takmadı. Bazen küçük bir bandana ile ''süs'' yaptı kendine...
Basın-Yayın''dan eski bir sınıf arkadaşına âşık oldu. Ama hastalıkla boğuştuğu için bu ateşi kendi kendine külledi yüreğinde...
Bir gün bir arkadaşıyla ortak halkla ilişkiler şirketi kurdu. Küçük, kendilerine yeten bir şirket.
*** Halkla ilişkiler hizmeti verdikleri şirketlerden birinde satış müdürü olan adamın ilgisini fark etmiş Nesrin. Ama işte malum hastalığı sebebiyle hep fark etmez görünmüş. Adam da ancak bir sene sonra ve saatler süren çabayla açabilmiş kendisini. Nesrin''i çok seviyor, hemen evlenmek istiyormuş. Yaşı otuz beşmiş, çocuk sahibi olmak lazımmış... Nesrin bir mutlu bir mutlu... Sesi daha bir canlı, daha bir gür çıkıyor telefonda bana "Ablam nasılsın" derken...
Sanırım arada yirmi günlük bir kopukluk oldu. Bir süre beni aramadı. Herhalde meşgul diye düşünüyordum. Sonunda dayanamadım, ben aradım.
Sesini hep cıvıl cıvıl duyduğum Nesrin, telefonu açar açmaz ağlamaya başladı. Bir iki hafta önce capcanlı olan bu kıza ne olmuştu? 27 Ağustosta sözleşmişler o adamla... Adamın ona sevgisini anlattığı bir ''türkü evinde'' yemek yiyecekler, geleceği planlayacaklarmış... Akşama doğru aramış Nesrin''i... ''Genel müdür ani bir toplantı haberi verdi. Bugün gece yarısına kadar buradayız. Yarın ararım seni'' demiş... Nesrin üzgün ama çaresiz ''peki'' demiş. Akşam saat 21.00 civarı. Belki telefonu açıktır diye aramış Nesrin... Evet açıkmış. O da ya boş bulundu ya da başka bir şey... Açmış telefonu... ''Apar topar dışarı çıktı ama yine de duydum abla'' diyordu. Adamın telefonundan gelen, daha önce gittikleri türkü evindeki o türkü söyleyen sesi tanımış Nesrin... O anda tahmin ediyorum ki, hayatının bütün acıları birikmiş, üzerine yığılmış halde hissetmiştir. O yükle, aniden yerinden fırlayıp gitmiş türkü evine... Gerçekten adam bir başka kadınla, aynı masada yemekte...
Hiç görünmemiş. Dönüp arkasını yürümüş sadece. Bir banka çökmüş. Hıçkırıklarla ağlarken ellerini saçlarına götürmüş. Onlarca saç teli elinde... Yeniden çıkarak hastalığını atlattığının ispatı olan saçları ellerinde, yaşadığı acının fotoğrafı gibi duruyormuş.
Bugün yine doktoruna gidiyor. Umarım hastalık değil, mevsim dökmüştür saçlarını."

