Zeynep&Sırrı düğünü için çeyrek asır sonra doğuya, memleketime gittiğimde Yaşar amcayı gördüm. Yaşar amca ki, Yemen taraflarından gelen soylu bir sülalenin okumuş mensuplarından biri olarak, bizim çocukluğumuzda ilçenin sayılı öğretmenlerindendi.
Sevgiye dayalı bir disiplin tesis etmişti çevresinde; öğrenciler onu kırmamak için derslerine çalışır, küçük büyük herkes ona akıl danışırdı. Sanki gömleği boynunu sıkıyormuş gibi, kafasını sağa sola sallayarak yukarı atma gibi bir tiki vardı Yaşar Öğretmenin...
Güler yüzlüydü; zillete düşmeden alçakgönüllülük yapar, kibre bulaşmadan otorite kurardı. İki oğlu, iki kızı vardı. Çocuklarını "uzaktan severdi." Diğer öğrencilerinin arasında kendi evlatlarının özel bir konumda olmamasına özellikle dikkat ederdi. El hak, çocukları da ona karşı son derece saygılıydılar. Yaşar Hoca mükemmel bir eğitimciliğin yanı sıra, Kur''an-ı kerimi ezbere bilmesiyle de şöhret olmuştu.
Namazlarını aksatmamaya çok dikkat ederdi. *** Çeyrek asır sonra doğuya, memleketime gittiğimde Yaşar amcayı yeniden gördüm. Yaşar Hoca, neredeyse bütün Anadolu''nun yoksul, yıkık, fakir okullarını dolaştıktan ve sayısız öğrenciyi mezun ettikten sonra kendi ilçesine gelmişti. Öğrendiğime göre beş yıl önce emekli olup köşesine çekilmişti.
Nikos Kazancakis''in dediği gibi, "kendisini köprü olarak kullanıp, sayısız öğrencisini suyun öte yanına geçirdikten sonra, gururla yıkılıp gitmişti."
Geçen otuz yıl ona hiç de iyi makyaj yapmamıştı; yaşadığı her sene, Yaşar Hoca''nın suratına bir çizgi ile işaret koyup gitmiş, bu zaman içinde eşi ölmüş, bütün çocukları evlenmişti.
Bu ziyarette öğrendiğime göre, üç yıl önce bir gün Yaşar amca kalp krizi geçirmiş, yoğun bakıma alınmıştı. Doktorlar hocanın Erzurum''a sevk edilmesi gerektiğini söylemişti. Ancak sevk için yanında bir yakınının bulunması gerekiyordu. Yaşar Hoca''nın damatları kızlarının, gelinleri de oğullarının gitmesine izin vermemişti. Aradan saatler geçmiş, sonunda polis, Yaşar Amca''nın ilçedeki iki oğlu ve bir kızını evlerinden toplayıp hastaneye getirmişti. Dokuz saat süren bekleyişin ardından Yaşar Hoca büyük kızının refakatiyle Erzurum''a gönderilmişti. *** Bir süre sonra Yaşar Amca''nın büyük kızı boşanıp geri dönmüştü. Şimdi baba-kız, Yaşar Amca''dan daha yaşlı tek katlı evlerinde birbirlerine muhtaç şekilde yaşıyordu. Fakat ne yazık ki o efsane Yaşar Hoca şimdi de alzheimer hastalığına yakalanmıştı ve artık çocukları dahil, kimseyi tanımıyordu. İşin kötüsü, zamanında karşısında mum gibi duran kızı şimdi içtiği sigaranın dumanını babasının yüzüne üflüyor, "Beni tanıdın mı?" diye soran oğlu, babasından, "Senin baban var mı evladım, varsa elini öpüp duasını al" cevabını duyunca, yüzüne karşı, "Kafayı yemiş bu" diyordu...

