Saatçilik yapan adam (adı bu değil ama Aytekin diyelim), gazetenin seri ilan servisine girip de danışma bölümünde kendisini karşılayan kızı gördüğünde, her şeyi unuttu. Kız, "bir gazetenin reklam servisinin giriş bölümünde çalışmayacak kadar" güzeldi. Ya da en azından adama öyle geldi. Evet evet, bu daha doğruydu; adama öyle geldi.
"Gönül kimi severse güzel oydu" sonuçta... - Kimliğimi kaybettim de zayi ilanı verecektim, kiminle görüşmeliyim, cümlesi ile konuşma bitebilirdi ama adam cüzdanını nasıl kaybettiğinden girip, Türkiye''de bürokrasinin insanı nasıl canından bezdirdiğinden çıkarak bu güzel kızla konuşma süresini uzattıkça uzatıyordu. Ve, ne yapıp etti, kızın messenger adresini aldı. Sanki kendisi ıssız adada Robinson Cruose''nin komşusuymuş gibi, "Yarın gazetede ilan çıkarsa messenger''dan bana haber verirsiniz" demişti. Güzel kız, "Neden kendiniz gazeteyi alıp bakmıyorsunuz?" demedi. Neticede saatçi Aytekin, cüzdanını kaybetmiş ama "özel bir dost" kazanmış gibi hissederek gazeteden keyifle çıktı.
*** Messenger''da yazışmaya başladıklarında roller değişmişti; kız saatçi Aytekin''den daha cesur, daha geveze, daha komikti. Sanki messenger''ın o malum ikonu, elindeki asa ile cam fanusa dokunmuş, ilk görüşmelerindeki resmiyeti bir anda ortadan kaldırmıştı; sanki aynı mahallede doğup büyümüş, aynı okullardan geçmişlerdi. Adam kızın yeryüzünde bir tek annesinin olduğunu, Bursa''dan İstanbul''a geldiklerini, iki yıllık meslek yüksek okulu mezunu olduğunu, bir yıldır çalıştığını ve kirada oturduklarını öğrendi.
Aradan geçen iki günde kız da adamın cep ve dükkân telefonunu, mail ve dükkân adresini, hakkında neredeyse her şeyi biliyordu artık. *** Her ikisinin de dikkat isteyen ve sürekli insanların gelip gittiği bir işi olduğu için konuşmaları ve yazışmaları hep yarım kalıyordu.
Cep telefonlarının edebiyat dünyamıza kattığı o soğuk ve ruhsuz tabiriyle, habire "çağrı atıyorlardı." Kızın demesine göre, "Seni düşünüyorum, konuşamazsak da yanındayım" anlamına geliyordu bu çağrılar... Aytekin otuzlu yaşları bulduğu için biraz daha "ağır" ve "oturmuş" bir adamdı.
*** Saatçi Aytekin, bir gün reklamcı kıza "Akşamüstü iş çıkışı buluşabilir miyiz?" diye sormuş, ancak, "Arkadaşıma söz verdim, birlikte kuaföre gideceğiz" cevabını almış olduğundan, bir daha buluşma teklif etmemeye karar vermişti. Ama o cuma günü yine arzusuna yenik düşüp bir kez daha kızı buluşmaya davet etti.
"Tamam, kırk beş dakika sonra Akmerkez''in önündeyim" cevabını aldığında heyecandan ne yapacağını şaşırdı. Hemen yola çıktı. Yol boyunca aracının dikiz aynasından dişlerini, saçlarını, gözlerini, orasını burasını kontrol etti, şarkılar söyledi, nasıl bir karşılaşma olacağını tahmin etmeye çalıştı. Daha ilk buluşmada kucaklaşsam olur mu diye düşündü. "Hedefe" yaklaştıkça kalp atışlarının giderek hızlandığını net olarak hissediyordu. Aracını otoparka çekip, söylenen kapının önünde dikilmeye başladı. Reklamcı kızın ebatlarına uygun kim geçse heyecandan sendeliyordu. Bir kez görmüştü, bu defa tanıyamamaktan korkuyordu. "Bu mu, yoksa şu mu?" merakı, korkusu, sevinci nihayet bitti. Kız, kendi boyunda, kendi tipinde, en samimi arkadaşını da beraberinde getirmişti. Saatçi Aytekin, kuru bir merhaba dedi her ikisine... Kız arkadaşının: - Kankam Semra, tanıştırması üzerine de yalan söyledi: - Memnun oldum. Ama asıl şok bu değildi; asıl şok kızın boynunda asılıydı. Apar topar buluşma yerine gelen kız sevgilisinin adını taşıyan kolyeyi çıkarmayı unutmuştu.
Saatçi Aytekin''in: - Serkan nerede, sorusu üzerine beyaz teni hissedilir şekilde kıpkırmızı oldu kızın... Saatçi apar topar oradan ayrılırken, kız şaşkınlık ve pişmanlıkla dudağını ısırarak arkadaşına bakıyordu.
SADIKS boşluk yorumunu yaz Turkcell,
Telsim, Avea 2866''ya gönder

