28 Şubat'ın bir yıl dönümüne daha geldik. İzleri silindi mi, silinmedi mi karar vermek çok zor. Hâlâ olumsuzluklar var. En iyisi iki olayı nakledelim de kararı siz verin.
İlk örneğimiz, hayırsever bir eğitimci Özel Çağrı Okullarının Kurucu Genel Müdürü Nuran Altunbaş'tan. Sürecin en yoğun olduğu günlerde başörtülü olduğu için hep incitilen Nuran Hanım bir toplantıdan, yine kırgın bir halde ayrıldığı sırada koridorda başka bir hayırsever eğitimci Çankaya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Sıtkı Alp ile karşılaşır. Sıtkı Alp sorar, "Nasılsın Bacı?" diye... Nuran Hanım hal hatırının sorulmasına çok sevinir ve o anda mücadelesinden yılmama kararı alır...
Yıllar sonra Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın ödül töreninde bir araya gelir iki hayırsever. Nuran Hanım kürsüde bu anısını paylaşırken şöyle seslenir davetlilere:
"Sakın Sıtkı Abim yanlış anlamasın. Eğer o günlerde bizim önümüz kesilmeseydi, her birimiz şimdi birer Sıtkı Alp olmuştuk."
Doğru söze ne denir ki!
İkinci anımız da çok taze. İş arayan editör Ankara'da bir yayınevinin kapısını çalar. Çalışmalarını referans olarak gösteren editörden hemen işe başlaması istenir. Görüşmeden ayrılırken yetkili kişiye sorar editör: "Cuma günleri namaza gidebilir miyim?" Aldığı cevap: "Yarın gel işine başla" olur...
İş bulmanın sevincini ailesi ile paylaşmak için yola düşen editörün hevesi kursağında kalır bir iki saat sonra. Cep telefonundan arayan iş görüşmesi yaptığı kişi "Üst yönetimle görüştüm, dindar kişilerle bizim çalışmamız söz konusu olamaz. Kusura bakmayın sizi işe alamıyoruz. Evrakınızı gelip alabilirsiniz..." der.
Boynu bükük şekilde yola devam eder editör arkadaş; karşılaştığı sürprizi eşine ve çocuklarına nasıl anlatacağını düşünerek.
İşte böyle...
>> Ağlarsa anan ağlar...
CHP'nin hazırladığı yerel seçimlerle ilgili broşürde Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata çok önemli bir tespitte bulunmuş (!): CHP'ye oy verenler mühendis, doktor gibi toplumun kalburüstü insanlarıymış. Hem eğitimli hem çalışan genç kadınlar da özellikle 6 Ok'u tercih ediyormuş. AK Parti'ye kalanlar ise toplumun alt tabakalarını oluşturan esnaf, sanatkâr, çiftçi gibi fakir kesimlermiş. Dahası yaşlı ve çalışmayan kadınlar da tercihini AK Parti'den yana kullanıyormuş...
Kısa bir mantık hesabı ile konuyu analiz edelim: TÜİK'in verilerine göre ülkemizde 14 milyon 770 bin ev hanımı var. Bu kadınların büyük bir kısmı AK Parti'ye oy verecek. Yani AK Parti adayları açık ara farkla önde seçime girecekler. Sayın Kılıçdaroğlu'nun büyük hayaller kurduğu İstanbul'da bile 3 milyona yakın ev hanımı yaşıyor.
Anlayacağınız, cahil demeye diliniz varmadığı için eğitimsiz diye geçiştirdiğiniz bu kadınlar akıllı siyasetçilere iktidarın kapısını açan büyük bir nimet...
Biz şimdiden söyleyelim; toplumu zengin-fakir, genç-ihtiyar, çalışan-çalışmayan gibi ayırımcılığa tabi tutarsanız gireceğiniz yerel seçimde yine sonuç hüsran (!) olur.
Bilmem anlatabildim mi?!.

