Literatürde böyle bir tanım yok, ben uydurdum. 11 Ekim 2000 tarihinde Bakü''de Azerbaycan''la oynadığımız maçı hatırlayanlar ne demek istediğimi anlar. Azeri "kardeşlerimizin" mahalle kavgasına çevirdiği maç sık sık futbolcuların birbirlerini boğazlamasına sahne olmuş, H.Şükür''ün 72. dakikada bulduğu tek golle gruptaki en zor galibiyetimizi almıştık. Maçtan sonra otobüsümüz taşlanmıştı. Federasyon Başkanı Ulusoy, "Bu nasıl kardeşlik?" demişti, "Zor maç bekliyorduk ama kavga beklemiyorduk. Hakem tekmeler karşısında aciz kaldı." Bu kez "kardeş" Bosna ile oynuyoruz. Milletler düzeyinde kimse "küçük kardeş" olmayı hazmedemez!
Megalomani sınır tanımaz Narsizmin zirvesi sayılabilecek şöyle bir duvar yazısı vardır; "Eskiden kibirliydim, şimdi tamamen kusursuzum." Bizde megalomani, spor yazarlığının kodu gibi bir şey... Benim neyim eksik? Türk Milli Takımı''nın en olmayacak, en zor deplasmanlarına gittim (25 kadar), hiç birinde yenilmedik! Bazıları: İsviçre (2-1), İsveç
(2-2), Hollanda (0-0), Belçika (2-0), K.İrlanda (3-0), Finlandiya (4-2), Yunanistan (4-1), Norveç (2-1)... Öyle ki, Helsinki''de ilk yarıyı (0-2) yenik kapatıp da (4-2) aldığımız maçtan sonra dönemin teknik direktörü M. Denizli "Sen her maça gel" demişti.
Yenilirken bile ders vermek... Doğal olarak Norveçliler maçtan sonra yıkılıp kaldı. Özellikle Liverpoollu John Arne Riise sırt üstü yatıp bir daha kalkmadı. Biraz abartırsak, seyirci stadı terk etti, ışıklar söndü, o hâlâ sahada ağlıyordu... Bizim oyuncular tek tek yanına gidip kaldırmaya çalıştı, teselli etti. Bu Norveçliler, maçtan sonra stat kapısına dizilmiş sayısız gazetecinin önüne gelip, güler yüzle, kimseyi kırıp dökmeden, herkesle tek tek konuştu. Kamerasına, fotoğraf makinesine bakmadan... Elinde küçük not defterli gazeteci adayından, dünyanın ünlü televizyonlarına kadar herkese konuştular... Abartısız, bir saat sürdü. Bizde profesyonellik sadece kazanınca var.
Yaprak Dökümü
ayıp ediyor! İzledikçe insanın siniri bozuluyor. Talihsiz gelin Fikret''in kaynanası Cevriye Hanım karakteri ile "anne", "babaanne" kavramları üzerinde yapılan tahribat çocuklara nasıl anlatılır? Bu mudur babaanne? Sürekli şeytanlık, düşmanlık, hilekârlık, kadir bilmezlik... Yani bu kadar mı? Yediği elma boğazını tıkayacak, gelin usta bir manevra ile çıkaracak, ona rağmen "Beni öldürecektin" diye azar işitecek! Ağzı var dili yok gelin yemek verdikçe paylanacak, su verdikçe hakaret işitecek... Bu mudur yani?
...kim demişti? "Türkiye Ligi dışarıda Kolombiya Ligi gibi algılanıyor." (Ş.M.)

