Birilerinin kalbine iyi gelmeyi öğrenmeli, yük olma işini herkes yapıyor zaten… Tansiyonmuş, şekermiş, kalpmiş, baş ağrısıymış, hâlsizlikmiş! Birçok hastalığın tek sebebi var biliyor musunuz? Mutsuzluk, sevgisizlik, bastırılmışlık!
Çevrenizdeki insanlara çare aramadan önce onları seviverin.
Mutlu ediverin.
Gönüllerini alıverin.
Hediyeleşiverin.
Sarılıverin.
Dinleyiverin.
Elini tutuverin.
Başını okşayıverin.
‘Ben yanındayım’ deyiverin.
‘Seni seviyorum’ deyiverin.
Bir bardak çay ikram ediverin.
Bir tane papatya veriverin.
Takdir ediverin.
Teşekkür ediverin…
Ne kaybedersiniz?
Elinize mi yapışır?
Diliniz mi kurur?
Ölür müsünüz?
Kıyamet mi kopar?
Şu kalplerde ne zaman sevgi yeşerecek?
Ne zaman insanların gözyaşları dinecek?
İlla ki kör ölünce mi badem gözlü olacak?
Hâlâ varken, hâlâ yaşayıp nefes alıyorken neden güzelleştirmiyoruz hayatı, neden?
Dikenli dillerle yaraladığımız yüreklerin hesabı sorulmaz mı?
Nazargâh-i ilahi olan kalplerdeki hüzünlerin cezası olmaz mı?
Ana, baba, eş, çocuk, kardeş, arkadaş, komşu, akraba tüm bunların hakkı ne olacak?
Ölüm var ölümmmm!
Artık bi kendimize geliversek!
Artık bi yalan dünyanın süsüne yüzümüzü dönüversek!
Olmaz mı?..
Ninem diyor ki; Arı söğüdü, akıllı öğüdü sever.

