Günümüz çalışma hayatında dijital teknoloji, hayatımızın tam merkezinde yer alıyor. İşverenler, işlerin hızlı yürümesi adına işçilerine akıllı cep telefonları, bilgisayarlar ve tabletler tahsis ediyor. Ancak bu durum, çok ince bir çizgiyi de beraberinde getiriyor: "İş için verilen telefon, tablet ya da bilgisayar çalışanın özel hayatını dikizleme hakkı verir mi?"
Sosyal medyada sık sık gündeme gelen ve mahkemelere de konu olan birçok davada bazı işverenlerin, işçinin eline verdiği akıllı telefonu, mesai saatlerini, işe geliş-gidiş saatlerini ve iş kalitesini ölçen bir araçtan ziyade, işçinin ruhunu, düşüncelerini ve özel hayatını röntgenleyen bir "Truva atı" gibi kullandığı ortaya çıkmaktadır.
"Telefonu ben aldım, faturasını ben ödüyorum, o hâlde içindeki her şey benimdir" mantığıyla hareket eden bazı işverenler, bu konuda maalesef sınır tanımıyor. Ancak adalet, er ya da geç tecelli eden bir hakikattir. Yargıtay, önüne gelen ibretlik bir dosyada suiniyetle bazı işverenlerin bu keyfî ve buyurgan tavrına karşı âdeta bir hukuk manifestosu yayımladı. "Ava giden avlanır" sözünü tam anlamıyla gerçekleştiren bu tarihî karar, işçinin dijital mahremiyetini patronun mülkiyet hakkından üstün tuttu. Tam da bu konuda tüm çalışanları rahatlatacak yepyeni bir karar Yargıtay’dan geldi. Mahkeme, "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner" dedirtecek bir kararla, işverenin işçiye ait mesajları izinsiz okumasını ve bunu fesih gerekçesi yapmasını ağır bir hukuki ihlal olarak kabul etti. İşte, yerel mahkemeden Yargıtay’a uzanan o ibretlik dosyanın anatomisi.
"BANA HER İŞİ YAPTIRDILAR, TELEFONUMA EL KOYDULAR!"
Davanın kahramanı, bir şirkette yaklaşık beş yıl boyunca mühendis olarak ter döken bir işçi. Genç mühendis, mahkemeye sunduğu dilekçede âdeta bir modern kölelik düzenini tasvir etti. Mühendislik diploması olmasına rağmen kendisine ünvanı dışındaki her işin zorla yaptırıldığını, hak ettiği primlerin üzerine yatıldığını belirtti. Ancak bardağı taşıran son damla fesih günü yaşandı. İşveren yetkilileri, iş sözleşmesini haksız yere feshetmekle kalmadı; işçinin kullanımında olan ve içinde şahsî bilgilerinin, özel hayatının yer aldığı şirket telefonuna zorla el koydu. İşçinin kişisel verilerini silmesine dahi müsaade edilmeden mesajları izinsizce okundu. İşçi, bu psikolojik baskı ve ağır yıpranma karşısında hakkı olan kıdem, ihbar, yıllık izin ve prim alacaklarının yanı sıra kişiliğine saldırı yapıldığı gerekçesiyle manevi tazminat talebiyle adliyeye koştu.
"PATRONA HAKARET ETTİ, KADINLARIN FOTOĞRAFINI ÇEKTİ"
İşveren ise mahkemede âdeta bir suç makinesi profili çizmeye çalıştı. Davalı şirket vekili, feshin “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık” uyarınca %100 haklı olduğunu savundu. İşverenin iddiasına göre, işçiye teslim edilen telefon geri alındıktan sonra yapılan incelemede, işçinin iş arkadaşları ve rakip firma personeliyle yaptığı WhatsApp yazışmaları ele geçirilmişti. Bu yazışmalarda işçinin şirket patronuna, projeler direktörüne ve mesai arkadaşlarına ağır hakaretler ettiği; hatta iş yeri yemekhanesinde yemek yiyen üç kadın çalışanın gizlice fotoğrafını çekip bir başkasına göndererek "üç şeytan" yazdığı tespit edilmişti. Şirket, bu mesajları anında tutanağa bağlamış, savunma istemiş ancak işçi savunma vermeyince işine son vermişti. İşverene göre "şirket malı olan bir cihazdaki her veri şirkete aitti."
İŞ MAHKEMESİ: "ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ YENMEZ!"
Dosyayı önüne alan yerel mahkeme hâkimi, çarpıcı bir gerekçeyle işverenin tüm savunmasını yerle bir etti. Mahkeme; işçinin mesajlarında ne yazarsa yazsın, o mesajların elde ediliş biçiminin hukuku kirlettiğini vurguladı: "Bir cihazın mülkiyetinin işverende olması, işverene o cihazı kullanan insanın özel hayatını dikizleme, şahsî mesajlarını okuma ve bunları tutanak altına alma hakkı vermez. İşveren, özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal etmiştir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen WhatsApp mesajları fesih gerekçesi yapılamaz. Bu nedenle fesih haksızdır!" Mahkeme işçinin tüm tazminatlarını kabul ederken, maruz kaldığı bu "dijital röntgencilik" ve ağır baskı nedeniyle işvereni manevi tazminat ödemeye de mahkûm etti.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ: "GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ"
İşveren, yerel mahkemenin bu kararını hazmedemeyerek istinaf yoluna başvurdu. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin kararının hem usul hem de esas yönünden kusursuz olduğuna hükmetti. İşverenin istinaf başvurusunu esastan reddederek, işçinin mahremiyet duvarının aşılamayacağını bir kez daha ilan etti.
YARGITAY: SON NOKTA OY BİRLİĞİYLE KONULDU!
Şirket vekili şansını son kez Yargıtay’da denedi. Ancak Yargıtay bu sene içinde verdiği kesinleştiği kararıyla tartışmalara tamamen son verdi. Yüksek mahkeme, tarafların iddialarını ve ispat kurallarını inceleyerek alt mahkemelerin kararlarını hukuka eksiksiz uygun buldu ve işverenin temyiz istemini reddederek kararı onadı.
BU KARAR NEDEN BİR DÖNÜM NOKTASIDIR?
Bu karar, iş hukukunda bazı patronların feodal güç gösterilerine karşı çekilmiş en sert resttir. Kararın sarsıcı önemi şu 3 maddede saklıdır:
- Siber Mahremiyet Tescillendi: İşçiye tahsis edilen telefon, tablet ya da bilgisayarlar "şirket mülkü" olsa dahi, işçinin şahsî yazışmaları Anayasal koruma altındaki "Özel Hayatın Gizliliği" kapsamındadır.
- Hukuksuz Delil Çöp Hükmündedir: İşçinin arkasından iş çevirerek, telefonunu gizlice karıştırarak elde ettiğiniz hiçbir veri (hakaret içerse bile) mahkemede delil olamaz. Hukuk, kirli ellerle getirilen temiz delili kabul etmez.
- Röntgenci İşverene Tazminat Cezası: İşçinin dijital verilerini izinsiz incelemek sadece feshi haksız yapmaz, aynı zamanda işçinin kişilik haklarına saldırı sayılır ve işvereni ağır manevi tazminat yükü altına sokar.

