Dört kardeş -Daltonlar gibi- bir otomobile doluşmuş, sahibi oldukları ayakkabı dükkânına gidiyordu. Sabah saatleriydi; kendilerini E-5''e çıkaracak yan yoldaydılar. Delikanlının biri seri ve tehlikeli bir manevra ile onları sollayıp önlerine geçti. Birkaç adım ileride ışıklar vardı ve kırmızı yanıyordu. Nitekim çocuk az sonra kırmızıda durdu. Işıklarda iki araba yan yana gelince, kardeşlerin direksiyon başındaki iki numarası, kalabalık olmalarının da verdiği cesaretle camını indirdi ve az önce kendilerini sollayan delikanlıya seslendi: - Başın sağ olsun. Delikanlı ne söylendiğini duymayınca müziğin sesini kısıp otomatik camı aşağı indirdi, başını sağa sola salladı: - Efendim? - Başın sağ olsun dedim. - Niye? - Acelene bakılırsa cenazeye yetişmeye çalışıyorsun. Çocuk arabanın içindekileri süzdü, bir şey demedi. Kafasını sağa sola salladı, yeşil yanınca hızla uzaklaştı. *** Kardeşlerin yoldaki konusu artık trafikti: - Yok abiciğim biz adam olmayız, dedi en küçüğü.
İhracat için en fazla yurt dışına çıkan oydu: - Avrupa''nın hangi ülkesine gidersen git, insanların ne kadar acelesi olursa olsun, yol kenarındaki hız limiti tabelasından şaşmıyorlar.
En büyükleri: - Bir millet nasıl yaşıyorsa, öyle de araba kullanır. Bizde kimsenin kimseye saygısı yok oğlum. Almanya''da kırmızıda bekleyen Türk, İstanbul''da durmuyor! Üç numara kültürünü ve tecrübesini konuşturdu: - Londra''dan Cardiff''e karayolu ile gittim. Arabanın solunda hiç dikiz aynası olmasın. Kafanı hiç sola çevirmeden şerit değiştir. Kaza yapmazsın. Biliyorsunuz Ada''da trafik sağdan işliyor ve herkes bulunduğu şeride göre hızını ayarlıyor. En sağdaki en hızlı, orta şeritteki biraz daha yavaş, en soldaki en yavaş... Bizde sağ sol karmakarışık. Madem iş yarışa dökülmüştü, küçük kardeşin daha söyleyecek sözü vardı: - Güney Kore''de ne gördüm. Direksiyondaki insanlar bembeyaz eldiven takıyor. Eh, Parissiz bir dünya sohbeti olmazdı; söz en büyüğün: - Paris''te ışıkların küçük bir numunesini de şoförün başı hizasına koymuşlar. Arabanın içinden yeşil yandı mı diye kafanı kaldırıp boynunu kırmıyorsun. - O şimdi bizde de bazı yerlerde var abi, dedi en küçük.
Direksiyon başındaki konuşmuyordu ama sohbet zıvanadan çıkmıştı artık; iki numara: - Bir de benim dikkatimi çeken, dünyanın neredeyse bütün büyük kentlerinin ortasından nehir akıyor. Berlin''de Spree, Paris''te Seine, Budapeşte''de Tuna, Seul''de Han, ne bileyim Zürih''te Limmat... Şehre müthiş bir güzellik veriyor; çünkü nehrin üzerine envai çeşit köprüler yapılıyor, kıyı boyu restoranlar, gece ışıklandırmalar, şatafatlı kayıklar... Bizim Boğaz gavurun elinde olsa nasıl büyülü hale getirirler! *** Pardon... Kardeşlerin koyu sohbetine dalıp öykümüzün başında Avcılar''da şöyle bir görünüp kaybolan delikanlıyı unuttuk. Kıvırcık saçlı, zayıf suratlı delikanlı o hızla E-5''ten Florya''ya sapmıştı ama tam o sırada kuzeninden gelen telefonla annesinin Şile''de vefat ettiğini öğrenince, çıktığı yola tekrar dönmeye çalışıyordu süratle, Boğaz Köprüsü''ne ulaşabilmek için...

