Evet, hangi kademede olursa olsun maç o maçtır. Yani o maç için eldeki potansiyelden en uygununu seçeceksiniz, sahaya süreceğiniz 18 oyuncuyu da o maç için seçeceksiniz. O rakibe karşı eldekilerle en uygun oyun planı nedir onu seçeceksiniz. O maçın içindeki gelişmelere göre, beklendik, beklenmedik, aktif dinlenecek veya o haldeyseniz tempo yapmayı seçeceksiniz, ya da tersi. Skor olarak, şayet bir iddianız varsa, buna göre taktik, tertip seçeceksiniz... Yani maç o maçtır dostlar. Altyapı, yeniden yapılanma, geniş tarama, sistemde çağdaşlık falan bunlar zaten olmazsa olmazlardır. Ama maç da o maçtır... Haaa iddianız yoksa, zaten bunları yazmaya da gerek yoktur. Bütün yorumcu, yazar kim varsa bu satırları bir okusunlar... Asıl meselenin ne olduğunu umarım çözerler. 1998-2002 arası Galatasaray'ı oyuncu yapısına en uygun sistemle sahadaydı. UEFA ve Süper Kupa, sonrasında da Milli Takım bazında Dünya üçüncülüğü... Ne yani, Türkiye'de o günlerde bugün yokluğundan söz ettiğiniz ögeler var mıydı?
Galatasaray'ın kara bulutları!
Bilirsiniz kara bulutlar gökyüzünü kapladığında, "Eyvah, yağmur geliyor" deriz ya... İşte Galatasaray'da durum böyle... Sneijder'a üç aydır para ödenmiyormuş. UEFA, "Mayıs 2015 sonuna kadar mali tablonu düzeltemezsen kupalarıma almam" demiş. Başkan adaylarından Alp Yalman, "Yanmışız da haberimiz yokmuş" diye kibarca feryat ediyor. Yok borsaydı, yok Riva'ydı, paranın ya da iflasın konuşulmadığı yer yok. Çilek mi? Önce Mancini, sonra Prandelli... Pasta mı var ki Galatasaray'da üzerine çilek dikilsin!
Emenike kaşınması!
Çuvalla para verip Emenike'yi Karabükspor'dan transfer etmişsiniz. Sonra 3 Temmuz patlayıp da kasa kafanızı yarınca, "Aman menajer bey gel bunu sat" demişsiniz. Aldığınız paranın neredeyse tam karşılığında bu yükten kurtulmuşsunuz. Sonra aradan iki sezon geçmiş. Ve 13 milyon avro verip bir kere daha transfer etmişsiniz. Şimdi de Afrika kıtasından Nijerya'nın basınına malzeme olmuşsunuz. Var mı dünyada örneği? UEFA'dan, CAS'tan onca ceza yiyip Avrupa'ya rezil olduktan sonra bir de Afrika mı çıktı? Allah diğer kıtaların şerrinden korusun!
İşte yorumcu budur!
Adını gizleyerek yazmanın bir anlamı yok. Bu nedenle milli maçların yayın hakkını Show TV'nin aldığını bir kere dile getirelim. Ve de Letonya maçına gidelim. Aaaa o da ne? Fatih Altaylı maçın yorumcusu... Aslında Altaylı bu mesleğe spor yazarı olarak girdi ama bendeniz TSYD yönetimindeyken derneğe üye olamadı. Sonra mı? Kızıp, "ölsem de olmayacağım" dedi. Kadere bakın! 30 yıl sonra televizyonda milli maçı yorumladı. Burası Türkiye, burada yaşanır... Neler mi? Eh, artık onu da siz bulun!
Yaşa be Rıdvan!
Efendim; Rıdvan Dilmen kardeşimiz, Letonya'yı Abdülkerim'den dinlediğini ve bir zamanların kendi ceza içinde oynayan liberosunun da ona, "Rıdvan maçı 5-0 kazanırız" dediğini dile getirdi. Eh, bozacı-şıracı meselesi... Aynı Rıdvan, yanlış hatırlamıyorsam bizim Danimarka ile oynadığımız özel maçı da izlemediğini itiraf etmişti. Hani şu İzlanda maçından kısa bir süre önce oynadığımız özel maçı... Eh, izleyenlere Allah selamet versin!
Beşiktaş'taki büyük merak!
Sosa arızalı. Oğuzhan da öyle... Atiba ile Veli'nin önünde kim oynayacak? Hoş, üstatlardan Denizli hocaya göre Veli oynamaz ama neyse... Biliç'in bu maçla ilgili Veli-Atiba önünü kimle dolduracağını sanırım en fazla da Beşiktaşlılar merak ediyordur. Bir dönem Olcay denenmişti, tutmadı. Acaba Cenk'le Demba Ba olur mu? Demba Ba da bizim topraklara ayak basınca, "Arızalıyım" der mi? Diyebilir. Pektemek de yok! En yakın aday Necip mi? Bekleyelim görelim... Benim adayım mı? Sivasspor yazlık takım olduğuna göre Kerim olabilir mi?
Şahane maçlar!
Türkiye Basketbol Ligi başladı. Ekrana gelen ilk maçların müthiş çekişme ortamında geçmesi, ligin ciddi bir izlenme payına sahip olacağının kanıtıdır. Güzel! Yansıma, bu yazı çıktığı gün Anadolu Efes ve Galatasaray'la başlayacak Avrupa Kupaları'na da olabilir. Ama en büyük merakım bu olgunun milli maçlara nasıl yansıyacağıdır.

