Onyedinci yüzyılda yaşamış olan Osmanlı devlet adamı ve meşhur tarihçi Peçevî İbrâhim Efendi anlatıyor: "Memleketim olan Peç kasabasından Bosna''ya gitmem icab etti. Kasabamızda İdris Baba derler, kerametleri görülmüş bir zat vardı. Yola çıkmadan evvel onu ziyaret edip duasını alayım dedim: -Ben Bosna''ya gidiyorum. Bir şey ısmarlar mısın baba? -Ismarlarım evlat!.. Oraya gidince Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa''ya selam söyle. Şimdi sefere çıkmak üzeredir. Her nereye giderse yüzü ak olsun. Evliyanın himmeti ve yardımı kendisiyle beraberdir, dedi. Orada, benimle beraber yola çıkacak olanlardan biri: -Bir nesne ister misiniz efendim, deyince: -Hırkam eskimiştir. Bir hırkacık isterim, dedi.
Hemen huzura çıkarttılar Hemen yola çıktık. Daha Saraybosna''ya gelmeden, Banya Luka''ya uğradık. Orada gördük ki, bayraklar açılmış, tuğlar ve sancaklar çözülmüş, Osmanlı askeri alay alay dizilmiş ve Hasan Paşa''nın atı hazırlanmış. Demek ki, Hasan Paşa, sefer hazırlığı için Saraybosna''dan buraya gelmişti. Ağaları ve kapıcıbaşıları beni tanırlardı. Zigetvar muhasarasına gittiği sırada Peç''deki çiftliğimizde kalmışlardı. Adamları hiç tereddüd etmeden beni alıp huzuruna götürdüler.
Bir kese altın ve hırka! Hasan Paşa, kılıcını kuşanmış, çizmesini giymiş, divanhane şehnişinde (balkon) oturuyordu. Beni görünce iltifatlarda bulundu, hal ve hatır sordu. Ne zaman ki söz söylemek fırsatını buldum, İdris Baba''nın haberini ve sözlerini anlattım. Onun sözlerinden çok hazzetti ve: -Ne dedi? Diye defalarca sordu. Belki on defadan fazla tekrar ettirdi. Sonra yerinden kalkarak, gayet kıymetli hırkasını getirtti. Yanına bir kese de altın koyarak bu fakire verdi ve; -Dua ordusu olmasa gaza ordusunun işi çok zor... Bu keseyi İdris Baba''ya götür, dedi.
İdris Baba''nın bu kerametini de gördükten sonra ona olan muhabbet ve hürmetimiz daha da arttı."

