- Tamam, bunu aldım. - Otuz beş kez karar değiştirdin hayatım, dedi adam öteki telefonu çantasına atarken... Tekstilci iş adamı, eşinin doğum gününü ıskalamış olmanın "açtığı tahribatı" tamir etmek için ertesi gün iki son model cep telefonu satın alıp eve getirerek karısının önüne koymuş ve "Seç beğendiğini" demişti. Kadın, yalancı bir kızgınlıkla kaşlarını çattı: - Otuz beş kere demekle neyi ima ediyorsun, yeni yaşımı mı? Ben henüz otuz dört yaşındayım, kaç kere söyledim! Eşinin yanağını acıtacak şekilde makas aldı. Kadın mutlu yüz ifadesiyle yeni cep telefonunu çözmeye çalışırken adam sehpanın üzerindeki televizyon kumandasına uzandı: - Şampiyonlar Ligi maçı var, ben ona bakayım.
*** Tekstilci ara sıra daldığı emanet uykudan sıçrayarak koltukta doğruluyor, gözlerini kısarak ekranda maçın skorunu arıyordu. Sonra tekrar ağzı açık bir şekilde uyukluyordu. - Haydaaa, diyen eşinin sesiyle bir kez daha sıçradı. - Ne var? Uyumuyorum ki! Çay ve kurabiyeyi sehpanın üzerine koyan kadın, kanepeye bıraktığı cep telefonunu bir kez daha eline alıp kocasına cilveyle sokuldu: - Tamam, son... - İnanmıyorum! Yine mi karar değiştirdin? - Bu biraz karışık geldi. Tamam, al bunu ver ötekini... Yeminle, son... Adam koltuğun yanında duran çantasına eğildi.
*** Tekstilci sabahleyin tam kapıdan çıkarken ortalıkta görünmeyen karısının kendisini duyacağı bir sesle içeri bağırdı: - Akşam maça gideceğim biliyorsun, geç gelirim. Kadın mutfaktan çıktı: - Çok geç saatte başlıyor değil mi? - Şampiyonlar Ligi maçı malum, yirmi bir kırk beşte... Gece yarısını bulur eve gelmem... Kazansınlar da kaçta gelirsem geleyim. - Neyse, gündüz konuşuruz daha, güle güle...
*** Tekstilcinin eşi akşam evde yalnız kalınca, üst kat komşusunu çağırdı. Komşu geveze biriydi; sessiz ev sahibesi için tamamlayıcı bir arkadaş sayılırdı. Eşinin yurt dışı seyahatleri sebebiyle yalnız kaldığında da -annesi gelmezse- en samimi olduğu bu komşusunu çağırırdı. Komşu (N....), firma firma dolaşan, tuttuğunu koparan bir reklamcıydı. Piyasaya broşür, davetiye, kartvizit, arma, amblem, hediyelik eşya türü şeyler basıyordu. Ev sahibesi, ikili koltuğun minderini düzelterek yer gösterdi: - Şöyle otur. Rahatına bak. Çay koyayım. Bir süre sonra, daha erkekleri çekiştirmeye başlamamışlardı ki, kadın çantasından sigara paketini çıkarıp, çakmağını ararken cep telefonunu koltuğun üstüne düşürdü.
Tekstilcinin eşi atıldı: - Bakayım şuna... Benimki de yeni ama henüz hiç kimseyi aramadım. Niye kapalı tutuyorsun. Şuradan mı açılıyor... (Ekranın açılmasını beklerken evirip çevirdi:) Kocam yaş günümü unutunca dün tutup iki tane telefon getirmiş. Birisi bunun aynısıydı ama... (''Beğenmedim'' dememek için kelime aradı) daha küçük bir şey olsun istedim...
Bu sırada telefonun ekranında açılış mesajı belirdi: "ŞİŞKO BEBİŞİM SAĞOLSUN." Tekstilcinin eşi, telefonu misafirinin kucağına atarak, elleri ile yüzünü kapatıp yatak odasına doğru koşmaya başladı, ağlamak için... Çünkü o açılış mesajını kendisi yazmıştı dün akşam; kocasının getirdiği öteki telefonu tercih etmeden biraz önce...

