Kaydet
a- | +A

Zamanın sarkacı, yaşlı kadının, koyu kalın damarlı eliyle, derin çizgili ihtiyar yüzü önünde bir sağa bir sola salladığı yelpaze gibi sallanıp duruyordu... *** Başına ne çok iş geldi senin böyle Müminet Teyze? Yetmiş dört yaşında, Bulgaristan göçmeni, köyün "Mumuş Ezesi", sahip olduğu bütün erkekleri arka arkaya kaybetti, hazin şekilde... Önce, küçük bir kız iken hizmetçi olarak verildiği komutanın ölümü, sonra, tekrar buluştuğu babasının, sonra genç yaşta iki oğlunun, sonra kocasının, en nihayet kızının nişanlısının (Silopi''de şehit olarak) vefatıyla evde iki kişi kalmışlardı.

Mumuş Teyze, kaderin cilvesi olarak, geç bir yaşında ve kocasının öldüğü gün doğurduğu, yirmi yedi yaşındaki bekâr kızı ile bir başlarına kala kalmıştı köy evinde... *** Günün birinde, kamyoneti ile her sabah köye gelip sütleri toplayan asık suratlı genç adam, kızına talip oldu Müminet Teyze''nin... Uzun ömründe kimseyi kırmamayı ve insanların dertlerini sünger gibi emerek onları rahatlatmayı hayat tarzı haline getirmiş olan yaşlı kadın, hemen her gün muhatap olduğu sütçüye kızını vermek istemiyordu ama onu nasıl reddedeceğini bilemiyordu. Sonunda kızıyla bir anlaşmaya vardılar: Sütçünün ailesi istemeye geldiğinde, ihtiyar anne "Kızıma soralım" diyecek, kız da "Özür dilerim, ben evlenmeyi düşünmüyorum" diye cevap verecekti. O hafta pazar akşamı sütçünün ailesi kasabadan çıkageldi köye...

Formalite sohbetin ardından kıza talip olduklarında, Müminet Teyze üzüntülü bir suratla, zaten oracıkta büzülmüş olarak oturan kızına döndü, "Kendisi bilir" diyerek... Sonra bütün suratlar (sütçü, babası, amcası, annesi ve konuşma engelli kardeşi) kıza bakarak, ağzından çıkacak cümleyi beklemeye başladı.

Kız başını sağ omzuna doğru eğerek, kısık sesle tek kelime söyledi: - Tamam... *** Bu ikinci nişanlılık döneminde kızının başını yaktığını çabuk fark etti Müminet Teyze. Her biri bir acının imzası olarak beyaz suratını süsleyen çizgiler biraz daha derinleşti ama çare yoktu artık... Kızı hem onu hiç ummadığı anda sırtından vurmuştu, hem de yaşı geçiyordu. Oysa... Oysa, her türlü tarla, çayır, hayvan, çarşı, pazar, resmi, özel işlerine koşan komşu oğulları Mahir, Müminet Teyze''nin kızını seviyordu. Muhtarın genç karısıyla yeni damadını çekiştiren Müminet Teyze, komşu delikanlının bu sevgisini öğrenince daha da üzüldü.

Nişanın haftasında, bir sabah "Kasabaya gidiyorum, bir isteğin var mı Mumuş Eze?" diye kapıya gelen Mahir''e açıkça söyledi; "Meryem''i keşke sana verseydim oğul" derken, yazmasının ucuyla gözünü sildi. *** İkinci haftasını dolduran nişan, çok çarpıcı bir olayla kulvar değiştirdi.

Bir akşam kasaba sakinleri, kahvede, sütçüye, konuşma özürlü kardeşinin "ani bir korku" durumunda dilinin çözülebileceğini, tarihten ve tanıdıklarından örneklerle anlatmışlar, ağabey de ikna olmuştu.

Pazar günü sütçü ağabey, kardeşini kamyonete bindirip, denize götürdü.

Orada, denizin yaklaşık yüz elli metre açıklarında lal kardeşini sırtına alıp alıp suya atıyordu. Bu "oyun" sırasında kardeş korkudan ve büyüyen gözlerle, düşmemek için ağabeyinin boğazına sarılmış, talihsiz boğuşma sonrasında sütçü boğulmuş, dilsiz kardeş ise gerçekten konuşmaya başlamıştı! *** Birincisinde İstanbul''a, ikincisinde kasabaya nişanlanan Meryem, ikinci trajik ölümden yaklaşık dört ay sonra, kendisini seven çocuğa, hemen yanlarındaki evin tek oğluna verildi. *** Zamanın sarkacı, yaşlı kadının, koyu kalın damarlı eliyle, derin çizgili ihtiyar yüzü önünde bir sağa bir sola salladığı yelpaze gibi sallanıp duruyordu...

--------

(Otobüs Durağı cuma ve cumartesi yayınlanır.)

ÖNE ÇIKANLAR