Kaymakam Bey “Gördes Kültür Envanteri hazırlanacak. Sizi görevlendiriyorum” dedi.
Gördes’in sabahları başka olurdu… Dağların ardından ağır ağır yükselen güneş, önce çam ağaçlarının uçlarına vurur, sonra eski taş evlerin duvarlarını sarı bir ışıkla boyardı. İlçenin üstüne çöken hafif sis kalkarken, kahvehanelerden ilk çay kokuları yükselirdi. İşte böyle bir sabah, okulun öğretmenler odasında sobanın yanında otururken haber gelmişti.
“Kaymakam Bey sizi çağırıyor hocam…”
Birbirimize baktık. Yanımda oturan Ercan hocam gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.
“Hayırdır inşallah…” dedi.
Kaymakamlık binasına çıktığımızda eski ahşap merdivenler gıcırdıyordu. Koridorda daktilo sesleri yankılanıyor, memurlar telaşla evrak taşıyordu. Kaymakam Bey masasının başında bizi görünce ayağa kalktı.
“Hocalarım,” dedi, “Gördes Kültür Envanteri hazırlanacak. Bu iş için sizi görevlendiriyorum.”
Masadaki dosyaları bize doğru itti.
“Köy köy dolaşılacak. Gelenekler, yatırlar, dedeler, eski oyunlar, türküler… Ne varsa kayıt altına alınacak. Bu kültür kaybolmadan yazılmalı.”
Ercan hocamın gözleri parladı. Ben ise hem heyecanlanmış hem de biraz ürkmüştüm. Çünkü Gördes’in köyleri sadece yol değildi; her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir sır taşıyordu.
Kaymakam Bey devam etti:
“Sen” dedi bana dönerek “köylere gidip bilgi toplayacaksın. Yaşlılarla konuşacaksın. Fotoğraf, video… ne gerekiyorsa.”
Sonra Ercan hocama baktı.
“Ercan Bey de bunları yazılı hâle getirecek. Fotoğrafları düzenleyecek.”
Kaymakamlığın kapısından çıktığımızda Ercan hocam omzuma vurdu.
“Basri hocam” dedi gülerek, “biz artık yarı öğretmen yarı seyyah olduk.”
Ben de güldüm.
“Yolumuz uzun hocam…”
Ve gerçekten uzundu. İlk köy yolculuğumuz sonbaharın serin bir gününe denk geldi. Yanımıza eski bir kamera, birkaç fotoğraf makinesi ve defterlerimizi aldık. Kaymakamlıktan görevli olduğumuz için muhtarlar bizi saygıyla karşılıyordu. Tozlu yolları aşarken bazen yanıma iyi anlaştığım arkadaşlardan birini de alıyordum. Köylere vardığımızda ilk iş kahveye gitmek olurdu.
Kahveler… Ah o eski köy kahveleri… Duvarlarda sararmış takvimler, tavanda asılı gaz lambaları, köşede ağır ağır yanan kuzine sobası… İçeride çay buharına karışmış tütün kokusu… Yaşlılar bizi görünce önce sessizce süzerdi. DEVAMI YARIN

