“İlk zorlukta vazgeçerseniz, ömür boyu başkalarının kurduğu hayata bakar durursunuz.”
Odada kısa bir sessizlik oldu. Sobadaki odun çıtırdadı. Öğretmen ağır ağır ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Dışarıda çocuklar kar topu oynuyordu. Sonra dönüp sakin bir sesle konuştu:
“Eğer ilk zorlukta vazgeçerseniz, ömür boyu başkalarının kurduğu hayata bakar durursunuz.”
Uzun Veli derin bir nefes aldı.
- “Peki ya zarar edersek?”
Öğretmen hiç düşünmeden cevap verdi:
- “İnsan bazen para kaybeder… Ama cesaretini kaybederse bir daha kazanamaz.”
Bu söz odanın içinde yankılandı. İşte o gün yeniden karar verildi... Yaralı dana, günlerce tedavi edildi. Basri’nin daha sonra dinlediği hikâyeye göre aylar geçti… Karlar eridi. Toprak yeşerdi. Danalar büyümeye başladı. Tüyleri parlıyor, gövdeleri güçleniyordu. Köylüler artık alay etmiyor, merakla onları izliyordu. Mayıs ayında öğretmen hesap yapar.
Hayvanları satmaya karar verirler. Danaların her biri tam üç yüz liraya alıcı buldu. Kara Hasan parayı görünce şaşkınlıktan donup kaldı. Dokuz yüz lirayla yeniden Maraş’a gittiler. Ama bu kez üç dana değil… Otuz koyun ve heybetli bir koç aldılar. Köye dönüşlerinde çocuklar peşlerinden koşuyor, kadınlar kapı önlerinden bakıyordu. Yaşlı bir adam hayretle söyledi:
“Demek gerçekten oldu…”
Koyunlar Uzun Veli’nin ağılında büyümeye başladı. İkiz kuzular doğuyor, sürü her geçen yıl çoğalıyordu. Kara Hasan ile Uzun Veli sabah ezanıyla kalkıyor, gece geç saatlere kadar çalışıyordu. Hedefleri zenginlik değil emeğinin karşılığını almak oldu. Eskiden umutsuz konuşan köylüler şimdi birbirine şöyle diyordu:
“Demek birlik olunca oluyormuş…”
Öğretmen kendinden emin anlatmaya devam etti: “Ama başarı büyüdükçe insanlar da çoğalmaya başladı. Birçok kişi ortak olmak istedi. Herkes kazancı görünce geliyordu. Oysa biz bu işe düşe kalka girdik. Yağmurda çamurda sürünün peşinden biz koştuk. Herkes şimdi kazancı görünce geliyor.”
Aradan yıllar geçti… Uzun Veli’nin sürüsü altı yüz koyuna ulaştı. Kuzular her yıl çoğalıyor, sürü büyüdükçe bereket de artıyordu. Köyde bir zamanlar yamalı çizmeyle dolaşan adam, artık ticaret konuşur olmuştu.
Bir köyü değiştiren şey yalnızca para değildi. Asıl değişim; insanların birbirine güvenebilmesiydi. Bir sofrayı paylaşabilmesi, zarar ederken kaçmaması, kazanç gelince birbirini unutmamasıydı. Yıldıztepe’nin gerçek zenginliği ahırlardaki koyun sayısı değil, insanların omuz omuza yürüyebilmesiydi.
Basri Güler- Emekli Başöğretmen

