Kaydet
a- | +A

“Rahmetli babam saygı, sevgi ve korku karışımı bir otorite ile evimizin de komutanı idi”

Memleketimizde son zamanlarda yaşanan acı olaylar üzerine bütün gözler yine gençlerin eğitiminde aile, okul ve çevrenin etkisine çevrildi. Bu gidişat iyi değil, acil tedbir alınmalı, yapılan yanlışlar düzeltilmeli, millî ve manevi değerlerimiz tanıtılmalı, dinî ve ahlaki eğitim verilmeli diye çağrılar yapıldı. İşin uzmanları, eğitimciler, idareciler belli ki bu toplumsal talep ve artık feryada dönen çağrılara bigâne kalmayacaklar. Bütün bunlar yaşanırken bugün sosyal hayatımızda çoğunlukla karşılaştığımız çocuk terbiye ve eğitimi ile kendi geçmişimde yaşadıklarımı karşılaştırma ihtiyacı hissettim.

Çocukluğum film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ben eğitimci değilim, anne ve babam da değildi ama bugün eğitimcilerin, pedagogların tekliflerine bakınca bilimsel kavram ve kuralları bilmeden de birçok değerler eğitimini aileden öğrenip yaşadığımızı fark ettim.

Rahmetli babam saygı, sevgi ve korku karışımı bir otorite ile evimizin âdeta komutanı idi. Komutan kelimesini mutlak itaati ve disiplini vurgulamak için bilerek söyledim. Onun mesleğinin askerlik olması da bizim küçük yaşlardan itibaren konulan aile, toplum ve ilahi kurallara bağlı yetişmemizde büyük etkisi olmuştu.

15 yaşında askerî liseye gittiğimde askerî disiplinde çoğu arkadaşım zorlanırken ben hiç zorlanmadım, biz zaten buna alışkın yetişmiştik ve hatta öyle içselleştirmiştik ki, kuralsız yaşamayı düşünemez olmuştuk. Babamın bizim üzerimizdeki sınırları çizen ve kontrol eden rolü bu şekilde iken bizim asıl eğitmenimiz annemizdi.

Hemen ne öğrendiysek annemden öğrendik. Hatta okuldan geldikten sonra o gün yaşadıklarımızı ve öğrendiklerimizi anlattığımızda, bize zararlı olacağını gördüğü şeyleri âdeta filtreleyip doğrusunu anlatır, eğer zehir aldıysak panzehrini verirdi. Akşam babam gelmeden mutlaka bizim evde olmamızı ister, eğer oyuna dalıp saati unuttu isek ve evimizin önünde maç yaparken en heyecanlı ve çekişmeli anda bile olsak, onun pencereden “babanız gelecek, çabuk eve gelin” demesiyle oyunu yarı bırakıp eve koşardık. Önceleri bizim bu hareketimizi oyunbozanlık gören mahalle arkadaşlarımız bile ilerleyen zamanda bize benzemiş “akşama baba gelmeden eve gidilir” anlayışı birbirimize hatırlattığımız alışkanlık olmuştu. DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...