Bizler "Ayağını yorganına göre uzat" atasözüne erişen nesliz. Bunu şimdiki nesil pek bilmiyor.
Onlar, "Ayağını yorganına göre uzatmak yerine, yorganını ayağına göre büyüteceksin!" anlayışındalar. Ne kadar zıt bir bakış açısı değil mi? Oysa Başbakanımız Bülent Ecevit "Ayağını yorganına göre uzatacaksın" düsturuyla büyümüş, bunu hayatının her safhasında uygulamış bir kimse. O bakımdan, bize de bir başbakan olarak tavsiyede bulunuyorlar: -Elektrik konusunda ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Ne kadar samimi bir teklif. Ne kadar yürekten. Ne kadar insanı duygulandıran bir tavsiye... Şu genç nesli anlamak çok zor. Bu tavsiyeye kızıyorlar. Diyorlar ki "Elektriğin olmadığı yer yok. O varsa hayat var o yoksa hayat yok. Nerdeyse bir aldığımız nefes onunla alakalı değil." Eee şimdi ne yapacağız?
Sayın Başbakanımızın tavsiyesine uymayacak mıyız?
Uymasına uyacağız ama isterseniz uymakla birlikte yine de ucundan kıyısından hatırlatalım kendilerine. Sayın Başbakanım, bu gençlik yokluk nedir bilmiyor? Kesinti nedir bilmiyor. Kuyruk nedir bilmiyor. Hepsinden öte, bu gençlik "sabır" nedir bilmiyor.
Biraz daha öte gidersek, Bu gençlik "hatır için susmayı, saygı duyduğu için ağzına gelen lafı yutmayı" bilmiyor. Öyleyse geleceğin teminatı olan gençlerimizi hayal kırıklığına uğratıp, kendimizle cebelleştirmeden hayatın kendisi durumuna gelmiş elektrik konusunda halen "tasarruf yapmak" gibi komik çarelere başvurmak yerine enerji konusuna ciddi bir çözüm bulalım. "Söyle haydi ne yapalım?" mı diyorsunuz. Size sadece bir isim öneriyorum. Siz örnek isimler de bulabilirsiniz. Yani nice değerli profesörlerimiz var. Ama ben bir tanesini tanıdığım için onu örnek gösteriyorum. Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu diye biri var bu ülkede. Holdinglere ekonomi danışmanlığı yapıyor yıllardan beri. Ondan da öte ekip çalışması konusunda deneyimli bir insan.
12 Eylül''den sonraki kurulan hükümet döneminde kendisi çağrılıp "ekonomik krizden kurtulmak için inşaat sektörü motor görevi görür mü görmez mi?" konusunun araştırılması isteniyor.
Bu profesör, kurduğu uzman bir kadro ile bu konuyu enine boyuna araştırıyor. Neticede aldıkları kararı ve yapılması gerekenleri dönemin Bülent Ulusu hükümetine veriyorlar. O hükümet ve ondan sonra gelen Turgut Özal hükümetleri bu tavsiyeleri birer bire hayata geçiriyor. Sonra ne mi oluyor? Türkiye 70 cente muhtaç ülke konumundan tarihinde ilk defa IMF''den yardım almaz konuma geliyor. Bunu da iktisat profesörü Sebahattin Zaim bey söylemişti.
Devam ediyor Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu: "Aynı şekilde Türkiye''nin enerji ihtiyacı konusunda da bir çalışma yaptık. O zamanki hesaplamamıza göre Türkiye''nin 2000 yılında 200 milyon kw saat enerjiye ihtiyacı olacak diye tahmin etmiştik. Oysa bugün yarısı kadar enerji harcıyoruz. Demek ki gelişmemişiz" diyor. "Enerji konusunda ne yapmamız lazım?" Sorusuyla bu profesörümüzü çağırıp kendisine bu konuda bir teklif hazırlamayı isteyin. Emin olun ki, uzman bir ekiple bu konuyu araştırıp dünya standartlarında bir tavsiye paketiyle size gelecektir. Ondan sonra da hiç "Acaba?" demeden tavsiyeleri hayata geçirin. Ondan sonra hem gözünüz aydın olsun hem gönlünüz, hem de Türkiye''nin geleceği... Sayın Başbakanım, yorganımızı ayağımıza göre büyültün. Çünkü bu yorgana bu Türkiye artık sığmıyor.

