Kaydet
a- | +A

“Belki o zaman yanlış arkadaş kurbanı olmaz, bazı dönemlerinde hatalı tercihler yapmazdım”

Kapının önünde vedalaşırken Nurettin ağabeyin babamın ellerini tuttuğunu ve benim hakkımda bazı güzel sözler söylediğini duydum. Ardından selamlaşıp ayrıldı.
Son misafirimizi de uğurlayıp salona döndüğümde, hayatım boyunca unutamayacağım bir manzarayla karşılaştım.
Babam ağlıyordu… Pantolonunun arka cebinden mendilini çıkarmış, gözlerinden süzülen yaşları siliyordu.
Şaşırmıştım. Yanına gittim:

-Baba, hayırdır? Sana karşı bir kusurumuz mu oldu? Seni üzecek bir şey mi yaşandı? Niçin ağlıyorsun, diye sordum.
Babam bir süre konuşamadı. Duygularına hâkim olmaya çalışıyordu. Sonra eliyle yanında oturduğu kanepeyi işaret etti.

-Gel, yanıma otur oğlum, dedi.
Hemen yanına oturdum... Yüzüme uzun uzun baktı. Gözlerinde hem hüzün hem de sevinç vardı. Sonra ömrüm boyunca unutamadığım şu cümleyi kurdu:

-Oğlum, sen ne kadar şanslı bir çocuksun ne kadar bahtlı bir evlatsın… Keşke, keşke benim de yirmi yıl önce etrafımda böyle güzel insanlar, böyle iyi huylu, güler yüzlü ve temiz kalpli arkadaşlarım olsaydı. Belki o zaman yanlış arkadaşlıkların kurbanı olmaz, hayatımın bazı dönemlerinde hatalı tercihler yapmaz ve bazı kötü alışkanlıklara düşmezdim.
Bu sözleri söylerken gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ediyordu. O gece arkadaş seçmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.
Rahmetli babamın bana söylediği o sözler, yıllar boyunca hayat yolculuğumda bir pusula gibi yolumu aydınlattı.
O günden sonra dostluk ve arkadaşlık tercihlerimi, kurumumun şemsiyesi altında bulunan, aynı dava ve aynı değerler etrafında birleşmiş insanlardan yana kullanmaya gayret ettim.
Hayat bana şunu öğretti. İnsan, birlikte vakit geçirdiği arkadaşlarının ve istifade ettiği gazete ile kitapların aynasıdır. Bu yüzden arkadaş, gazete ve kitap seçimi; insanın istikametini belirleyen en önemli tercihlerden biridir.
Aradan tam otuz yedi yıl geçti… Geçtiğimiz pazar günü eşimle birlikte, her zaman yaptığımız gibi Antalya Kaleiçi’nden yat limanına doğru yürüyüşe çıktık. Daha sonra yat limanı manzarasıyla meşhur Tophane Çay Bahçesi’nde kısa bir mola verip çaylarımızı yudumladık. Bir ara uzaklara dalıp gitmişim…
Derin derin baktığımı fark eden eşim:

-Hayırdır, bu defa çok derinlere daldın, dedi. DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...