“Sohbet sırasında Hakikat Kitabevinin neşrettiği İslâm Ahlâkı kitabından bazı bölümler okundu...”
“Bazen bir insanın hayatındaki en büyük servet; malı, makamı veya bilgisi değil, birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarıdır…”
11 Haziran 2026 tarihli gazetemizde merhum Mehmet Sait Arvas Hocamızın kaleme aldığı “Arkadaş Seçmek” başlıklı yazıyı okuyunca, yıllar önce yaşadığım ve hafızamdan hiç silinmeyen bir hatıra yeniden gözlerimin önünde canlandı.
Bu ibretli ve duygulu hatırayı sizlerle paylaşmak istedim.
Yıl 1993 veya 1994…
Türkiye Gazetesi Burdur Bürosunda gazete dağıtım, satış ve pazarlama temsilcisi olarak görev yapıyordum.
O dönemde bekârdım. Burdur Gölü’ne karşı, huzur veren manzarasıyla dikkat çeken, yerden ısıtmalı bir sitenin dördüncü katındaki kiralık dairemde tek başıma yaşıyordum.
O yıllarda Türkiye gazetesinde görev yapan kıymetli arkadaşlarımızla her hafta perşembe günü bir araya gelmek âdeta bir gelenek hâline gelmişti.
Bu buluşmalarda hem gönül sohbetleri yapar hem de hizmetlerimizin bugünü ve yarını hakkında istişarelerde bulunurduk. Bunun yanında çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışan memur arkadaşlarımız, kendi iş yerlerini işleten esnaflarımız ve gazetemizle gönül bağı bulunan, hizmetlerimize maddî ve manevî destek veren kıymetli dostlarımız da arada bize katılır ortama ayrı bir bereket ve güzellik eklerlerdi.
Yine bir perşembe akşamıydı…
O gün rahmetli babam ile bugün hayatta olan sevgili annem, ilçemiz Tefenni’den bana sürpriz yaparak ziyaretime gelmişlerdi.
Akşam olunca, her hafta olduğu gibi sohbet için misafirlerimiz gelmeye başladı. Kısa süre içerisinde evimiz doldu. O gece yaklaşık on beş-yirmi kadar misafirimiz vardı.
Bölge temsilcimiz Nurettin ağabey de aramızdaydı. Sohbet sırasında Hakikat Kitabevi'nin neşrettiği İslâm Ahlâkı kitabından bölümler okudu. Dinleyen herkesin gönlüne huzur veren, samimi ve içten bir sohbet oldu.
Annem mutfakta büyük bir gayretle çayları hazırlıyor, ikramlarda bulunuyordu. Ben ise bir taraftan misafirlerle ilgileniyor, diğer taraftan servise yardımcı oluyordum. Evimizin içinde tarif edilmesi güç bir huzur vardı. Sanki gönüller aynı istikamete dönmüş, aynı manevî iklimde buluşmuştu.
Gece ilerledi. Sohbet sona erdi. Misafirlerimizi tek tek uğurladık. Nihayet evde sadece ben, babam, annem ve Nurettin Ağabey kalmıştı. DEVAMI YARIN

