Kaydet
a- | +A

''Hatırlar mısınız hani 1970''li yıllarda Boğaz''da Haydarpaşa açıklarında iki tanker çarpışmış ve İndepententa adlı gemi, müthiş bir infilakla İstanbullulara kâbus dolu saatler yaşatmıştı. Ve bu gemi aylarca alev topu gibi yanmış, enkazı ise yıllarca orada kalmıştı. İşte o geminin infilak edişini kare kare görüntüleyen ender fotoğrafçılardan biriydim ben. Herkes daha büyük patlama olabileceği korkusuyla kaçışırken, mesleğim gereği patlamayı görüntülüyordum. Hatta o fotoğrafım, zamanın Hürriyet gazetesinde manşetten yayınlandı. Dünya ajanslarına yollandı. Bu meslek, aşk olmadan yapılabilir mi?'' Böyle diyordu İstanbul''dan fotoğraf emekçisi Bayram bey. Sonra herbiri birbirinden hoş fotoğraflardan oluşan dia arşivinden söz ediyordu: Neler yoktu ki çekilen fotoğrafların arasında. Vatan ve Millet Caddesinin daha henüz inşa halindeyken havadan görüntüsünü mü istersiniz? Ne bileyim, Aksaray meydanının üst geçitler yokken, o sade ve normal bir kavşak halindeki fotoğrafını mı? Bugün müzede sergilenmeyen ve galiba nerede olduğu da bilinmeyen, Topkapı Sarayı''nda 1973 yılında çekilmiş altın kaplamalı aslanlı tahtı mı isterseniz? Ne bileyim, daha birinci ve ikinci boğaz köprüleri yokken İstanbul Boğaz''ının fotoğraflarını mı?

Daha, Swiss Otel yokken Dolmabahçe Sarayı''nın görüntüsünü mü istersiniz, boğaz köprülerinin inşaatlarını mı? İlk deniz otobüsünün sefere başladığı anı mı istersiniz, Ataköy bloklarının inşaatlarını mı? İstinye''de tarih olan tersane, Haliç''teki yıkımlar, Zeytinburnu''nda kumcular ve deri fabrikaları, Samatya SSK hastanesi ve çevresi, Koşuyolu, Ümraniye, Fenerbahçe yat limanı, Adalar, Sur içi, Çamlıca tepeleri ve Boğaz... Aklınıza hangi semt gelirse var... Gülhane parkı da var, Alibeyköy deresi de, Florya sahilleri de var, Fatih semti de... Kuzguncuk da var, Beykoz sırtları da... Üsküdar''ı da var, Beşiktaş''ı da, Levent''i de, Etiler''i de... Tarihi camilerin ve sarayların hemen tümü. Spor kompleksleri, stadyumlar, marinalar, 2000 yılında İstanbul''dan semalara yükselen kalem gibi gökdelenler. Onlar dahi resmedilmiş. Yani, kare kare ve yüzde sekseni havadan, kuşbakışı çekilmiş yaklaşık 2500 kadar İstanbul fotoğrafı... Şöyle hayalinizde canlandırabilirseniz, kareleri yan yana getirerek, İstanbul''un tüm görüntüsünü, havadan çekilmiş bu fotoğraf kareleriyle tamamlayabilirsiniz. Hem de eski İstanbul ile yeni İstanbul''u yanyana koyup kıyaslama imkanına sahip olarak... İstanbul''un, yaklaşık 35-40 yıllık bir tarihini, kış demeden yaz demeden hem de, o yıllardaki ilkel pırpırlı ve tek motorlu uçaklardan görüntüleyip tarihin sayfalarına bırakmak... Buraya kadar tamam. Ortada bir emek var, göz nuru var. İstanbul''u görüntülemek için ortaya konulmuş dolu dolu kırk yıl var... Bu güzide çalışmalardan, zaman zaman çeşitli dia bank ajans ve gazeteler tarafından ihtiyaç olan kareler kullanılmak üzere istifade ediliyor. Fakat diyor ki Bayram bey: -Nerdeyse yarım asır verilmiş bir emeğim var. İstiyorum ki, bu çalışmalarım benimle birlikte bir dolabın tozlu raflarında unutulup gitmesin. Bu dialarım değerlendirilsin.

Bayram bey böyle istiyor ama, bu diaları ve fotoğrafları değerlendirebilecek bir kişi ya da kurum nerde? Çünkü ilim, kültür ve göz nuru harcanmış çalışmalar rağbet mi görüyor?

Belki kırk yıl harcanarak, İstanbul''da bir dönemi belgelemiş olan bu çalışmalara takdir edilecek miktar, bir şarkıcının bir saatte aldığından bile azdır. Ama öyle olsa da kimsenin dikkatini çekmiyor. Zannetmeyin ki, Bayram bey "Dediğim dedik, çaldığım düdük"diyen bir insan. Onun sadece bir arzusu var.

"-Bu emeklerim değerlendirilsin. Ben de ahir ömrümde, çalışmalarımdan bir nebze olsun sebeplenebileyim. " Bilmem, Bayram beyi duyan ve de anlayan olur mu?

ÖNE ÇIKANLAR