Kaydet
a- | +A

"Türkiye Avrupalı oluyor!" "Yunanistan''a tokat.." "AB''den yeşil ışık" "Gümrük Birliği : Türkiye artık Avrupalı olacak" "Fransa Kıbrıs''ın üyeliğini veto edecek..." "AB''den Kıbrıs''ta Türkiye''ye destek. 5''li deklarasyon yayınlandı..." Son beş yılda, Türkiye''de bazı çevreler sayesinde, sanal da olsa Avrupa Birliği''ne girip girip çıkıyoruz. Bol bol destek alıyoruz. Neyse bu çevreler de olmasa Avrupa üyeliği ezikliğimizi bir türlü gideremeyeceğiz. Üstelik ünlü yazarlar "Türkiye Avrupalıdır" diyorlarsa, öyledir. Ama önce Mesut Yılmaz, ardından da Başbakan Bülent Ecevit, dönen dolapları gayet iyi anlamış gözüküyorlar. Avrupa Birliği''nde maskeleri teker teker indirtiyorlar. Tabii bu maskelerin indirilmesinde Atina''nın (siyasi değil) tavır değişikliği de rol oynamıyor değil. Başbakan Ecevit''in, Şansölye Schröder''e, Köln zirvesi öncesinde yazdığı mektubun rolü de gözardı edilmemeli.

AVRUPA PANİKTE Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Türkiye, Kopenhag kriterlerine uyacağını vaat ediyor. Avrupa''nın işi zorlaşıyor. Artık "Sen aday değilsin" diyecek hâli yok ya. AB Komisyonu''nun genişleme ve Türkiye ile ilişkilerden sorumlu Alman üyesi Gunter Verheugen, geçen Çarşamba günü AP Genel Kurulu''nda yaptığı konuşmasında "Türkiye, Ankara anlaşmasını imzaladığı andan bu yana genişleme sürecinin bir parçasıdır" demeye getirdi. Bunun üzerine, bir üye kalkıp da "İyi hoş da, o zaman biz burada neyi tartışıyoruz. Bir önceki meslektaşınız Hans Van Den Broek da, ''Türkiye adaydır. Genişleme sürecine dahil bir ülkedir'' dememiş miydi? Helsinki''de neyi onaylayacaksınız? Bir anlatın bakalım!." deyince, AB yöneticilerinin nutku tutuldu. Verecek cevap bulamadılar.

AP DUVARI Oysa, Türk basını da, Cardiff Zirvesi sonrasında, Türkiye''yi 12. aday yapmıştı. Bir bakan, AB Komisyonu tarafından çağırıldığı bir toplantıda, genişleme konuşuldu diye, Türkiye''nin artık aday ülke olarak kabul edildiğini ballandıra ballandıra anlatmamış mıydı? Biz kendi kendimizi aldatmaya, pardon!, aday yapmaya devam edelim. Bu arada, atı alan Üsküdarı çoktan geçti. Genişleminin ilk grubunda yer alanlara Helsinki''de üyelik tarihi verilmeye hazırlanılıyor. İkinci gruptakilerle müzakereler başlatılıyor. Sona kalıp dona kalan Türkiye''ye de yine bir parmak bal çalınıp adaylık veriliyor. Zor da olsa adaylığın a''sı "hukuken" tescil edilmeye hazırlanılıyor. Ama iş dönüp dolaşıp Türkiye''yi üyeliğe hazırlama programlarına ve paraya gelince orada yine AP duvarı dikiliyor. "Yunan vetosu aşılmalı" yakınmaları tekrarlanıyor.

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK Bu arada Türkiye''de bazıları, hükümetten veya sağduyulu kesimlerden sert sesler çıktıkça, "Ama yapmayın yahu! Bakın, Fransa üyeliğimizi destekliyor. İtalya arkamızda. İspanya tam destek veriyor. Almanya bile Schröder ile değişti. Tüm ağırlığını koyuyor" diyerek, AB''nin Türkiye''yi oyalama oyununa figüranlık yapmayı sürdürdüler. Oysa değişen bir şey yok. Schröder -Fischer ikilisi de değişmedi. Değişemez. Zira kendi koltukları Türkiye ile ilişkilerden çok daha kıymetli. Kohl''un AP''deki sesi Hans

Gert Poettering "Avrupa siyasi, kültürel ve sosyal bir projedir. Türkler üye olurlarsa kalite bozulur" hakaretini yapmaya kadar giderken, Alman Sosyalistlerden biri kalkıp da "Sen ne diyorsun?" bile demedi. Yeşiller bile çatlak ses çıkarttılar. Türkiye''nin AB ile ilişkilerinde "Heure de La Verite" (dürüst ve açık olma) zaman geldi. AB yılların hatasını Helsinki''de onaracak bir karar alamazsa, ilişkiler vahim bir krize sürüklenecek. Helsinki''de Türkiye''ye adaylık statüsü tanınması yeterli değil. Sanal bir genişleme sürecine dahil etmek yerine mali yardımlarla ve hazırlık programlarıyla donatılmış, Türkiye için özel bir bütçe ve idari birim oluşturma kararı da alması gerekiyor. Yoksa, bazı Avrupalı yöneticilerin kafasındaki senaryo uygulanmaya sokulacak. Türkiye''de bazı çevreler, tribünlere oynasın diye anlı şanlı bir adaylık verilecek. Ama iş, Türkiye''nin diğer adaylarla eşit muameleye tabi tutulduğunu gösterecek programları hayata geçirmeye gelince, Ankara''nın önüne yine bazı eksiklikler, vetolar veya AP''nin bütçe üzerindeki yetkisinden kaynaklanan blokajlar sürülecek. "Vallahi biz elimizden geleni yapıyoruz, ama parlamentoyu aşamıyoruz. İnsan hakları konusunda çok hassas olan şu üyemizin vetosunu kaldıramıyoruz" bahanelerinin arkasına sığınılacak. Türkiye de elindeki adaylığıyla avunurken, AB, Gümrük Birliği sayesinde, milyarlarca doları Türk ve çevre pazarlarından kazanmayı sürdürecek. Türkiye''nin sırtından genişlemesini finanse edecek. Ticaret açığını kapatmayı sürdürecek. Tabii, Avrupa Komisyonu "Türkiye ön şartsız adaylık statüsüne sahip kılınmalı" teklifinde bulunsa bile, Helsinki de Türkiye''nin adaylığı da henüz çantada keklik değil. Zira Helsinki''ye kadar uzanan yolda aşılması gereken engebeler var. Arızalı yol henüz onarılmış değil. Türkiye, AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ) zirvesine Avrupa''nın beklentileri doğrultusunda bazı adımlar atmaz, jestler yapmazsa, Helsinki''de bazılarının işi kolaylaşacak. "Vallahi biz çok uğraştık, ama siz bize yardımcı olmadınız. Siz şimdilik bu adaylık statüsü ile idare edin. Paris Zirvesine kadar da şu yol haritasında belirtilenleri bir bir yerine getirin. O zaman bakacağız" oyalamasına gitmelerine yardımcı olacak. Türkiye Gümrük Birliği''ni tam üyeliğe giden yolda son durak olarak gördüğü için pazarlık masasında önüne demokrasi ve insan hakları eksiklikleri sürülmesi karşısında fazla ses çıkartmadı, tavizler vermek zorunda kaldı. AB, Kıbrıs ile tam üyelik müzakelerini hükümetlerarası konferansın bitiminden 6 ay sonra başlatmayı kararlaştırıp akşam da Türkiye ile GB''yi imzalamak için masaya oturduğunda, Türkiye sesini bile çıkartmadı. "O, AB''nin iç işidir. Bizi ilgilendirmez. Ada bölünmeye gider" sözleriyle geçiştirdi. AB bu defa da Helsinki''de Kıbrıs''a üyelik tarihini açıklama bedelini adaylık faturasıyla ödetecek. Türk basını da 12 Aralık sabahı manşet atacak. "Artık Avrupalıyız!"