Celâleddîn Tebrîzî hazretlerinin bereketiyle, bir köy halkı Müslüman olmakla şereflendiler.
Celâleddîn Tebrîzî hazretleri meşhur velîlerdendir. İran’da Tebriz taraflarında doğdu. Şihâbüddîn Sühreverdî hazretlerinden ilim öğrenip feyiz aldı. Ferîdüddîn-i Attâr hazretlerinin nazarlarından istifâde etti. Hâce Muînüddîn-i Çeştî hazretlerinin vefâtından önce Hindistan taraflarına gitti. Onun sohbetleriyle de şereflendi. Kutbüddîn Bahtiyâr Kâkî ve Behâüddîn Zekeriyyâ ile sohbet etti. 1345 (H. 746) yılında Bengal bölgesinde vefât etti...
Bu mübarek zat, bir vakitler Çin taraflarına gitti. Oranın insanlarının da huzur ve saâdete kavuşmaları için çalıştı. Bir dağ köyünde ikâmet etti. O köylüler ve çevre sâkinleri hep kâfir idi. Onun bereketiyle, bulunduğu köy ve çevresindekiler Müslüman olmakla şereflendiler. Bir dergâh inşâ ettiler. Yıllarca orada insanlara feyiz membaı oldu. Devlet ileri gelenleri ve diğer kimselerden birçok talebesi oldu.
Meşhûr seyyah ve âlim İbn-i Battûta, 'Seyahatnâme'sinde anlatır:
"Çin taraflarında Celâleddîn Tebrîzî hazretlerinin ziyâretine gittim. Onun ikâmet ettiği yere iki gün mesâfe kala, talebelerine misâfir oldum. Akşamleyin bana, nereden gelip nereye gittiğimi sordular. Onlara; 'Ben Acem memleketinden gelip, Çin memleketine Celâleddîn hazretlerinin ziyâretine gidiyorum' deyince, onlar da onun talebeleri olduklarını söylediler. Bana; 'Her gece yatsı namazından sonra Celâleddîn hazretleri yanımıza gelir, bir saat yanımızda kalır ve ondan sonra gider' dediler...
Ben bu hâle çok sevindim ve hakîkaten yatsı namazından sonra talebeler bir telâş içine girdiler ve Celâleddîn hazretleri geldi. Biz orada onunla müşerref olduk, bir saat sohbet ettiler ve kalkıp gittiler. Sabah olunca, ben yine onun bulunduğu dağ köyüne hareket ettim. Yanına vardığım zaman elini öptüm. Benim memleketimi suâl ettiler. Acemistan olduğunu söyledim. Sonra şehrimi suâl etti. Bulunduğum şehri de ona söyledim. Sonra talebelerine; 'Bu, benim bir Arab misâfirimdir. Ona çok izzet ve ikrâmda bulunun' buyurdu. Ben de; 'Efendim! Ben Arab değilim, Acemim' dedim. Bana; 'Yâ İbn-i Battûta! Senin falan deden Bağdât'tan oraya gitmiştir. Onun için senin aslın Arab'dır. Ben de ona istinâden size Arab dedim' buyurdu...
Daha önce, benim öyle bir şeyden haberim yoktu. Memleketime döndükten sonra araştırdım. Baktım, hakîkaten o hazretin buyurduğu gibi dedem, Bağdât'tan oraya hicret etmiş ve bizim esas soyumuz Arab imiş."

