Çarşamba günü Türkiye gazetesinde yayımlanan “Fon soruşturması piyasa ekonomisini mahkûm eder mi?” başlıklı yazımda, Türkiye’de devam eden fon soruşturmalarının serbest piyasanın başarısızlığı olarak görülemeyeceğini belirtmiştim. Serbest piyasa dolandırıcılık, sahtecilik ve manipülasyon serbestisi değildir. Bunlar piyasanın unsurları değil, piyasanın dayandığı mülkiyet, sözleşme ve doğru bilgi ilkelerinin ihlalidir. Ayrıca kötü yatırım ile kasıtlı hilenin birbirinden ayrılması ve yatırımcının da aldığı normal piyasa riskinin sorumluluğunu taşıması gerektiğini vurgulamıştım.
Meselenin bir başka tarafı daha var: Türkiye’de yaşananları yalnız Türkiye’ye mahsus bir yozlaşma gibi görmek büyük hata olur. Finans tarihi bu tür olaylarla doludur. Çünkü finansal sahtekârlıkların temelinde yalnız kurumlar veya mevzuat değil, insan tabiatının bazı kalıcı özellikleri de bulunur. İnsanlar kolay, hızlı ve yüksek kazanç elde etmek ister. Başkalarının para kazandığını görünce fırsatı kaçırmaktan korkar. Çok başarılı veya itibarlı görünen kişilere normalden fazla güvenebilir. Bazı insanlar da bu özellikleri görüp istismar eder.
Charles Ponzi bunun sembol ismidir. 1920’de ABD’de yatırımcılara 45 günde yüzde 50 gibi olağanüstü getiriler vadetti. Yeni gelen yatırımcıların parasıyla daha önce sisteme girenlere ödeme yapıldı. İlk yatırımcıların gerçekten para kazanması yeni yatırımcıları çekti. Sonunda sistem çöktü fakat Ponzi’nin adı bu tür yapıların genel adı hâline geldi.
Aradan neredeyse doksan yıl geçtikten sonra Bernard Madoff aynı insan psikolojisini çok daha büyük ölçekte kullandı. Üstelik Madoff tanınmış bir Wall Street mensubuydu. İtibarı onun en önemli sermayesiydi. Yıllarca olağanüstü derecede düzenli getiriler gösterdi. 2008’de sistem çöktüğünde tarihin en büyük Ponzi yapılanmalarından biri ortaya çıktı. Madoff suçunu kabul etti ve 150 yıl hapse mahkûm edildi. Yardımcılarından bazıları da ceza aldı; ayrıca mağdurlara geri ödeme yapılabilmesi için yıllarca varlık takibi yürütüldü.
Allen Stanford vakası da farklı değildi. Stanford International Bank üzerinden yüksek getirili ürünler satan Stanford’un yaklaşık 20 yıl boyunca 7 milyar dolarlık bir yatırım dolandırıcılığı yürüttüğü mahkemece tespit edildi. Stanford 110 yıl hapis cezası aldı; 5,9 milyar dolarlık para hükmüne mahkûm edildi ve başka yöneticiler de cezalandırıldı.
Teknoloji değişince hikâye de değişiyor. OneCoin örneğinde kripto para heyecanı kullanıldı. Dünya çapında milyonlarca kişi 4 milyar doların üzerinde para yatırdı. Kuruculardan Sebastian Greenwood 20 yıl, sistemle bağlantılı para aklama faaliyetinden mahkûm edilen Mark Scott 10 yıl hapis cezası aldı. Ruja Ignatova ise hâlen firari. ABD makamları 2026’da ele geçirilen varlıklardan mağdurlara ödeme süreci de başlattı.
Bütün bu örneklerin ortak yanı dikkat çekicidir. Değişen yalnız ambalajdır: Posta kuponu, yatırım stratejisi, banka ürünü, kripto para veya yatırım fonu. Değişmeyen vaat şudur: Yüksek kazanç, düşük risk ve hızlı zenginleşme.
Türkiye’deki fon soruşturmasına da bu açıdan bakmak gerekir. Gerçekten manipülasyon, yanıltıcı değerleme veya yatırımcının parasının kötüye kullanılması varsa hukuk bunun üzerine gitmelidir. Suç işleyenler yargılanmalı, mümkün olduğu ölçüde mağdurun zararı sorumlulardan tahsil edilmeli ve düzenleyici kurumların da zamanında görev yapıp yapmadığı araştırılmalıdır.
Fakat buradan piyasa ekonomisini mahkûm etmek veya Türkiye’ye özgü bir hastalık keşfetmek doğru değildir. İnsan tabiatı Türkiye sınırlarında değişmiyor. Finans tarihinin belki de en basit dersi şudur: Birisi size sürekli yüksek kazancı neredeyse risksiz biçimde vadediyorsa ilk sorunuz “Ne kadar kazanacağım?” değil, “Bu nasıl mümkün oluyor?” olmalıdır.

