Kaydet
|

Türkiye’de yatırım fonlarıyla ilgili olarak yürütülmeye başlayan soruşturmalar ister istemez daha genel bir tartışmayı da gündeme getiriyor: Yaşananlar serbest piyasanın başarısızlığı olarak görülebilir mi? Bana göre hayır; çünkü, serbest piyasa, kuralsızlığın egemen olması veya herkesin istediği gibi davranması anlamına gelmez. Serbest piyasanın temelinde özel mülkiyet, sözleşme özgürlüğü, gönüllü işlem ve doğru bilgi vardır. Dolandırıcılık, sahtecilik veya piyasa manipülasyonu bu düzenin parçası değildir, tam tersine, düzenin ihlalidir, bozulmasıdır.

Bir fon yöneticisinin yatırımcıya yanlış bilgi verdiği, fonun değerini gerçekte olduğundan yüksek gösterdiği iddia ediliyorsa bunların araştırılması son derece doğaldır. Piyasa ekonomisini esas alan yaklaşım devleti tamamen dışlamaz; devlete sınırlı ama önemli bir görev verir. Devlet yatırımcıya hangi fonu alacağını söylememeli, fiyat belirlememeli ve kâr garantisi sunmamalıdır. Bunlar yapılırsa, ekonomik sistem bir piyasa ekonomisi olmaktan uzaklaşır. Fakat devlet mülkiyet hakkını korumalı, sözleşmelerin uygulanmasını sağlamalı ve hile varsa bunun hesabını ilgililere sormalıdır.

Bununla birlikte çok önemli bir ayrım yapılmalıdır: Her zarar suç değildir. Bir fon kötü yatırım yapabilir, bir hisse, beklenenin tersine, düşebilir; yatırımcı yüksek getiri umuduyla yüksek risk almış olabilir. Piyasa ekonomisi kâr ihtimalini olduğu kadar zarar ihtimalini de ihtiva eder. Bu nedenle kötü yatırım kararı ile kasıtlı hileyi birbirine karıştırmamak gerekir. Eğer her zarar kriminalize edilirse risk alma, girişimcilik ve finansal yenilik de cezalandırılmış olur. Böylece ekonomik hayat orta ve uzun vadede girişimci yetiştirme gücünü ve yeni ekonomik teşebbüslere yol açma kapasitesini kaybeder.

Bir diğer önemli mesele yatırımcı sorumluluğudur. Yatırımların esas sorumluluğu bizzat yatırımcıların kendilerine aittir. Yatırım başarılı olunca kazancın özel kişiye, başarısız olunca zararın kamuya ait olması düşünülemez. Devlet her yatırım kaybını telafi ederse yatırımcı da fon yöneticisi de çok daha fazla ve gereksiz risk almaya yönelir. Buna iktisatta ahlaki tehlike denir. Yatırımcı, özellikle yüksek getirili ve yüksek riskli fonlarda, kararının sonuçlarını da üstlenmelidir. Elbette yatırımcı hukuka aykırı hilelerle kandırılmışsa mesele değişir; o zaman artık piyasa riski değil hak ihlali vardır. Bu tür hak ihlallerinin üzerine gidilmelidir.

Fon soruşturmalarının bir başka boyutu da düzenleyici kurumların sorumluluğudur. Bütün bu fonlar elbette daha önceden var olan bazı regülasyonlar çerçevesinde işlemektedir. Bir finansal skandal veya başarısızlık ortaya çıktığında çözüm hemen “daha fazla regülasyon” olmamalıdır. Önce mevcut kuralların uygulanıp uygulanmadığına bakılmalı, olağan dışı işlemlerin zamanında görülüp görülmediği ve kamu otoritelerinin görevlerini yerine getirip getirmediği sorgulanmalıdır. Eğer belirgin, takip ve ispat edilebilir, biIhassa kasıtlı hatalar ve yanlışlar varsa, özel aktörler gibi kamu kurumları ve buralarda kritik görevler yapmakta olan kişiler de hesap vermelidir.

Sonuç olarak, fon soruşturmaları serbest piyasayı mahkûm etmek için gerekçe değildir. Tam tersine, bu soruşturmalar, piyasanın sağlıklı işleyişi için nelerin gerekli olduğunu yeniden hatırlatır. Şeffaflığın, doğru bilginin, güçlü mülkiyet hakkının, sözleşme özgürlüğünün, dolandırıcılığa karşı etkili hukukun ve yatırımcının kendi kararlarının sonucunu üstlenmesinin önemini gösterir.

Serbest piyasa her şeyin serbest olduğu bir düzen değildir. İnsanların özgürce işlem yaptığı ama başkasının hakkını ihlal ettiğinde bunun hesabını vermek mecburiyetinde olduğu bir iktisadi sistemdir.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.