Ebû İshâk hazretleri dünyâ malına hiç kıymet vermezdi. Elindekileri hep ihtiyâç sâhiplerine verirdi.
Ebû İshâk Sicistânî hazretleri evliyânın büyüklerinden olup fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 874 (H.260) senesinde İran’da Sicistân’da doğdu. 962 (H.351) de Bağdat'ta vefât etti. Zamanın büyük âlimlerinden Şafii fıkhı ve hadis ilimleri tahsil etti. Çok talebe yetiştirdi. Malı mülkü çok olup zengindi. Fakat dünyâ malına hiç kıymet vermezdi. Elindekileri hep ihtiyâç sâhiplerine verirdi. Bu hususla ilgili olarak şöyle nakledilir:
İbn-i Ebî Mûsâ'ya, bir yetime âit on bin dirhem, büyüyünce teslim için verilmiş ve kendisi vasî tâyin edilmişti. Bir ara sıkıntıya düşüp, bu paraları harcamıştı. Yetim büyüyüp yetişince, kâdı paranın teslim edilmesini istedi. İbn-i Ebî Mûsâ durumu şöyle anlatmıştır:
"Yetimin parası istendiği sırada ödeyecek param yoktu, Ebû İshâk Sicistânî’nin mescidine girip sabah namazını Ebû İshâk Sicistânî’nin arkasında kıldım. Namazdan sonra beni evine götürdü. Ben de durumumu anlattım. Bana on bin dirhem verdi. Sevincimden uçacak gibi idim. Parayı aldıktan sonra vedâlaşıp ayrıldım. Gidip borcumu ödedim... Aradan üç sene geçti. Bu zaman içinde işlerim iyi gitti. Otuz bin dinâr kazandım. Daha önce aldığım on bin dirhemi ödemek için Ebû İshâk Sicistânî’ye gittim. Yine berâber namaz kıldıktan sonra evine gittik. Sofra kuruldu. Yemek yedik. Yemekten sonra hâlimi hatırımı sordu. Ben de hâlimi bildirip, daha önce aldığım on bin dirhemi ödemek için geldiğimi söyledim. 'Sübhânallah! Onu sana borç olarak vermedim, hediye ettim' dedi. Ben de; 'Efendim bu malın aslı nedir ki, bana on bin dirhem hîbe ettiniz?' dedim. Şöyle cevap verdi: 'Yetişip büyüyünce Kur'ân-ı kerîmi ezberledim, hadîs-i şerîf dinleyip, öğrendim ve ticâret yaptım. Bir tüccar bana gelip, Sen; 'Ebû İshâk Sicistânî misin?' dedi. 'Evet' dedim. 'Ben malımı ortak olmak üzere sana teslim etmek istiyorum. Bir defter tut, kazançları peyderpey teslim edersin' dedi. Ayrıca bu maldan bol bol sadaka dağıtmamı da tembih etti. Ticâret yapmak üzere bana binlerce dinâr bıraktı. Her sene gelir giderdi. Her gelişinde de, bir o kadar daha mal getirirdi. Yine bir senenin sonunda gelip; 'Ben, deniz seferlerine çıkan biriyim. Bir kazâya uğrayabilirim. Bu malın hepsi senindir. Bu maldan sadaka dağıt, câmi yaptır' dedi ve ayrılıp gitti. Ben de onun arzusunu yerine getiriyorum. Allahü teâlâ bana bol servet ihsân etti. Bunu ben hayatta olduğum müddetçe kimseye anlatma' buyurdu."

