Yazının başlığı size tuhaf gelebilir. Ama asıl konumuz bu değil… PARA HER ŞEY DEĞİL sözünü de zihninizin bir köşesinde pekâlâ barındırabilirsiniz. Parayı doğru yerde ve doğru şekilde kullanmak önemli!..
Suudi Arabistan Orta Doğu Bölgesi’nin en fazla askerî harcama yapan ülkesidir. Savunma harcamaları bakımından dünyada sekizinci sırada yer alıyor… Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün rakamlarına göre S. Arabistan’ın son üç yıldaki askerî harcamaları şöyle: 2023 yılı 79,1 milyar dolar. 2024 yılı 80,3 milyar dolar. 2025 yılı 83,2 milyar dolar… Bu paraların aslan payı Amerika’ya gidiyor! Çünkü S. Arabistan’ın silah ticaretindeki en büyük ortağı, kaynağı ABD’dir… Bu miktarların haricinde ayrıca, Amerikan güvenlik şemsiyesine dolaylı bedel olarak ödenen “yatırım” meblağı da trilyon doları aşıyor. 1991’de Kuveyt’i Irak işgalinden kurtarmak için gerçekleştirilen ÇÖL FIRTINASI OPERASYONU bir nevi para basma makinasıydı! Operasyondan sonra gittiğimiz Kuveyt’te, basın mensuplarına kısa bir brifing verildi. Kuveytli resmî görevli büyük bir öz güven içinde “BİZ BU SAVAŞI İHALE ETTİK… Parasını ödedik bizim adımıza savaştılar” dedi. Peki size kaç paraya mal oldu diye sorduk. Cevap şöyle geldi. “65 milyar dolar. Bir kalemde 29 milyar dolarını ABD’ye verdik…” Peki bu parayı nereden buldunuz? Cevap: “Bizde gelecek nesilleri koruma fonu diye bir fon var. 150 milyar dolar birikmişti. 65 milyarını çekip ödedik…” Tabii bu maliyet yalnızca Kuveyt’in payına düşen. Ama asıl faturayı, operasyonun karargâhı olan Suudi Arabistan ödedi. Çeşitli rakamlar var. Ama yaygın görüşe göre bu fatura en az 125 milyar dolar… Ayrıca sağlanan bazı kolaylıklar. Mesela ABD askerlerinin kendilerine verilen şifre ile Suudi Arabistan telekomünikasyonu üzerinden ücretsiz olarak kendi aileleriyle telefon konuşması yapması sadece küçük bir örnek…
Birinci Körfez Savaşı, ABD’nin Arap Körfezi ülkelerinin her birini garnizon hâline getirmesine vesile oldu… Aslında bunun başlangıcı 1980 yılında başlayan ve sekiz yıl devam eden Irak – İran savaşı idi. ABD Geniş Orta Doğu Bölgesini kontrolü altında tutmak için 1983 yılında CENTCOM – Merkez Kuvvet Komutanlığını kurdu. Hedefi başka bir hegemonik gücün oraya gelmesini önlemekti… 1991’de Sovyetler Birliği dağıldığı için ABD’nin eli fazlasıyla güçlenmişti. Çin henüz bugünkü konumundan çok uzaktı. SSCB’nin yıkılışının ağır faturasını ödeyen Rusya ise ayakta durmaya çalışıyordu… Netice olarak ABD daha II. Dünya Savaşı devam ederken, 1943 yılında yapılan Tahran Konferansından başlayarak, adım adım uyguladığı “grand stratejiyle” bölgede varlığını güçlendirdi ve 1947’den itibaren geri çekilen eski hegemon İngiltere’nin üstünlüğüne de son verdi… ABD Körfez ülkelerinin her birini ayrı bir garnizona çevirirken, aldığı paralar karşılığında onların güvenliğini de sağlıyor pozisyonunda idi. Fakat son ABD ve İsrail – İran savaşında bu koruma şemsiyesinin aslında pek de fonksiyonel olmadığı kesin biçimde ortaya çıktı… Zira Amerikan ana karasına ulaşacak füzesi bulunmayan İran, Körfez ülkelerindeki ABD üslerini neredeyse tamamen tahrip etti. Tahrip edilen sadece ABD unsurları değildi. Üslere ev sahipliği yapan ülkeler de fazlasıyla zarar gördü. Böylece Amerikan korumasının hiç de sanıldığı gibi korumadığını dehşet içinde gördüler. Hele hele İsrail’in, ara buluculuk rolü de üstlenen Katar’a karşı ika ettiği saldırı büsbütün durumun vahametini ortaya koydu. İsrail güya Hamas unsurlarını hedef almıştı, ama kazın ayağı öyle değildi!..
Netice olarak başta Suudi Arabistan olmak üzere, Körfez ülkeleri yeni bir arayışa girerek, ulusal güvenliklerini gerçekten temin edecek bir lokal – bölgesel mekanizma bulmaya çalışıyor. Daha önce İsrail’in “ABRAHAM ANLAŞMALARINA” angaje etmek istediği Suudi Arabistan gerçekte durumun ne olduğunu iyi anladığı için, bu türden vaatlere açık olmadığını gösterdi. Hâlihazırda Husilerin drone yağmuru altında, en stratejik tesislerini korumakta aciz kalan Suudi Arabistan, yukarıda bahsini ettiğimiz yüz milyarlarca doların neden bir kıymet ifade etmediğini yakinen anlamış durumda. Sütten ağzı yanmış olarak, bundan böyle yoğurdu üfleyerek yemeye çalışacaktır. Başka da yapacağı bir şey yok... Yazının başlığına bir kere daha bakınız!.. Paradigmayı değiştiren yeni nesil savaşlar, balistik füzeler; devasa savaş gemileri veya en müthiş top ve tanklardan maada, küçücük marifetli silahlarla harp sanatına boyut değiştirtiyor… Yeni devirde milyar dolarlık gemileri dahi savaş harici bırakabilen drone sürüleri beklenmeyen ölçekte çarpıcı neticeler hasıl ediyor. S. Arabistan’ın milyar dolarlık silahlarının durduramadığı bu cismi küçük ama marifeti büyük silahlar, başkent Riyad’ın tepesinden ateş püskürürken, yönetim yeni ve hayati kararlar alma mecburiyetiyle yüzleşiyor…
Riyad yönetimi bundan ötürü, Mekke Savunma Anlaşması’na sıkı sıkıya sarılmak durumunda… Görünen o ki, Suudi Arabistan çok ciddi bir sınama ile karşı karşıya. Şayet kısa zamanda ve kesin olarak netice alamazsa Suud Hanedanlığının başını ağrıtacak daha birçok problem ortaya çıkabilir… 35,5 milyon nüfusunun yaklaşık yarısı (yüzde 44) yabancı, yüzde 10-15’i Şii, ülkenin güney bölgesinde yaşayan bir kısmı Yemen asıllı aşiretler, sosyolojik açıdan ciddi bir kırılganlık arz ediyor… Adı geçen kitleleri provoke ederek ayaklandırmak, mezhebi ve etnik köken bakımından zor değil. Geçmişte İran eliyle Şii kitle içinde çıkarılan isyan olaylarını hatırda tutmak gerekiyor. S. Arabistan yönetimi elbette bunun farkında olsa gerek…

