Peygamberimiz “Allahü teâlâ bu ümmetten kolay işler yapmasını istiyor. Güç işleri beğenmiyor” buyurdu.
Abdülganî Nablüsî hazretleri Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. 1050 (m. 1640)’da Şam’da dünyaya geldi. Zamanının en büyük âlimlerinden ilim tahsil etti. Edebiyat, fıkıh, tefsir, hadis ilimlerinde ve tasavvufta çok derin âlim olarak yetişti. Kadirî ve Nakşibendî yollarına intisap etti. İstanbul, Mısır ve Hicaz’da ders verdi. 1143 (m. 1731)’de Şam’da vefat etti. Çeşitli ilimlerde iki yüzden fazla değerli kitap yazdı. İmâm-ı Birgivî’nin “Tarîkat-ı Muhammediyye” kitabının şerhi olan, “Hadîkat-ün-Nediyye” kitabı çok kıymetli olup, meşhurdur. Bu eserinde buyuruyor ki:
Âlimler; “İbadetlerde aşırı gitmemeli, kendini sıkıntıya düşürmemeli” buyurdu. Bu sözleri, bütün ümmet için farz, vacip veya sünnet olan şeylerdedir. Her Müslümanın böyle yapması lâzımdır. Tasavvufçuların çektikleri sıkıntılar ise, nafile ibadettir. Herkesin yapması lâzım değildir. Kur’ân-ı kerîmde Tegâbün sûresi 16. âyet-i kerîmesinde mealen; “Gücünüz yettiği kadar, Allah’tan korkunuz!” buyuruldu. İbadetleri iktisat üzere, yani ne az, ne de pek aşırı olmayarak orta miktarda yapmak lâzımdır. Allahü teâlâ, Bekâra sûresinin 185. âyetinde mealen; “Allahü teâlâ sizin için kolaylık istiyor. Güç işleri yapmanızı istemiyor” buyuruldu. Bunun için, ağır hastanın ve yolcunun oruç tutmamasına izin verdi. Bize ağır ve sıkıntılı işler yapmayı emretmedi. İnsan iki işten birini yapmak durumunda kalırsa, bunlardan hafif ve kolay olanını yapması daha doğrudur. Peygamberimiz (aleyhisselâm), birinin mescitte saatlerce namaz kıldığını işitti. Mescide gelip, bunu omuzlarından tutarak “Allahü teâlâ bu ümmetten kolay işler yapmasını istiyor. Güç işleri beğenmiyor” buyurdu. Allahü teâlâ, bu ümmete kolay şeyleri emretti, İslam ahkâmına uymak pek kolaydır.
Mâide sûresinin 90. âyetinde mealen; “Ey mü’minler! Allahü teâlânın size helâl ettiği tayyib, yani güzel şeyleri, kendinize haram etmeyiniz! Helâllere haram demeyiniz! Allahü teâlâ, helâl ettiği şeylere haram diyenleri sevmez!” buyurdu.
Hadîs-i şerîfte; “Allahü teâlâ, emrettiği şeyleri yapmanızı sevdiği gibi, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever” buyuruldu. Zaruret olduğu zaman, haram işlemeğe ve farzı terk etmeğe, ruhsat, izin verilmiştir. Yani zaruret sebebiyle terk ettiği için azap yapılmaz. Zaruret zamanında da dinin emirlerini yapmağa azimet denir. Bazen, azimet olanı yapmak daha iyidir. Mesela, ölüm ile korkutulan kimsenin, imanını gizlememesi böyledir, öldürülürse, şehit olur. Bazen ruhsat olanı yapmak, daha iyi olur. Yolcunun oruç tutmaması böyledir. Yolcu, orucu tutarak hastalanır, ölürse, günaha girer.”

