Devrin çakmaklı tüfekleriyle atılan kurşunlar 50 metreye zor ulaşırken Osmanlı okçuları 500 metreye sadak boşaltır tesirli atışlar yapar.
Osmanlıda okçu tekkeleri vardır. Bir mescit, kütüphane, sohbethane, yemekhane ve ok atılacak büyücek bir saha. Depoda oklar, yaylar, zighirler, hedefler, putalar.
Talibi çoktur ama girmek kolay değildir o kadar. Bir kere hevesli olacak, bizzat ayağı ile gelip müracaat edecek, yalvaracaktır icabında.
Çünkü günübirlik iş değildir yıllarca yay gerecek, ara vermeyecektir asla.
Kemankeşler okçu namzedi hakkında arkadan arkaya inceleme yapar (kimin nesi, kimin fesi), münasip görürse tekke kapısını aralar. Eşraftan bile olsa gevezeler, yalakalar, yalancılar eşiği aşamaz.
Çırak evvelemirde usta bir okçuya emanet edilir, can kulağı ile dinler vazifelerini aksatmaz.
Acemiler önce kepaze yayıyla ger-bırak çalışması yapar, her çektiğinde tekbir getirir, salavat söyler, omzu, kolu, göğsü ile birlikte gönlü de genişler.
Delikanlı ustası yokken meydanda atış yapamaz, emniyet tedbirleri tavizsiz uygulanır zira.
Talip torba gezine atış yapa yapa pişer, ne zamanki 900 geze (547 m) pişrev oku ve 800 geze (486 m) azmayiş oku attı kabza almaya hak kazanır. Yani icazet alır, sicili, kaydı yazılır.
İdmanlar umumiyetle pazartesi ve perşembedir. Yarışlar ilan edilen gün ikindi sonrası yapılır.
YAY SADAK YATAK
Türkler yayları ile yatar kalkar, el kadar tıfıllar ok yarıştırırlar. Bakalım kim çok atacak, kim vuracak, kim delecek, kim mesafe yapacak? Ki bu bahis “Bâb-ı remüyye’s-sabakü’l-‘ale’l-bu’d” şeklinde geçer kitaplara.
Okun uzağa atılabileceği en güzel vakit, rüzgârsız güz ikindisidir.
Ecdat lodosun, yıldızın, poyrazın huyunu bilir, ona göre ok salar.
Kemankeşler şakirtlerine 5 hususta ikazda bulunurlar. Bunlar tark (kiriş yanlışı), akr (yay ve ok hatası), ırtı’âş (titreme), şak (el yarılması) ve zurkattır (su toplayan parmak).
Okçu kavi tutulacak yerleri kavi, hafi tutulacak yerleri hafi tutmalı, sarsılması muhtemel azaları sükun bulmalıdır.
Atıcı sağ ayağını enince koyar, muhkem basar, sol ayağın ökçesini yanında tutar.
Kuyuya ve hisara ok atmanın incelikleri vardır, sakınmasını da bilmelidir, isabet alır yoksa!
Şan şöhret eğlence için ok yarıştırmak makbul tutulmaz, gazaya niyet edip, cenge hazırlanıyorsan o başka.
Putayı (hedef tahtası) nispeten büyük tutar bunu Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifine dayandırırlar.
BOYU BOYUNA
Kemankeş önce talebenin huyuna suyuna, boyuna posuna bakar, ona münasip bir yay ayarlar.
Ebû Hâşim, talebesi üstad İshak ve onun şakirdi İmam Taberî fidan boylu, uzun kollu gençleri çalıştırırlar.
Tâhir-i Belhî tariki ise kısa boylu, dar kulaçlı, küt parmaklı, göğsü geniş ve boynu kalınlara uyar.
İshâk-ı Reffâ yolu müntesipleri ise vasada hitap eder, orta boylularla meşgul olurlar.
Behrâm-ı Yezdecür ise hepsini tecrübe eder ve kendine göre bir tarz geliştirir ayrıca.
İşte “Bâb-ı mezâhibü’r-remât fi’l-‘ilmi’r-remât” bahsi bu mevzuya ışık tutar.
EDEP İLLA EDEP
At üstünde ok atmanın iki usulü vardır. Biri yerde bulunan hedefe (kıygacı), diğeri yukarıya (kabağa).
Şayet atlı düşmanın arkası dönükse kabasına nişan alınır, sırtı zırhlıdır zira. Hareketli süvarilerin bir at boyu kadar önüne atılır ki ok ile buluşa. Mevzu derin “Bâbü’r-remyi ‘alâ remyi’l-feres” ile girerler tafsilata.
Bu işin mayası sabırdır, şakirt üstada bir şeyh gibi bağlanır, yalnız da olsa tekkeye edeple girip çıkar, abdestsiz adım atmaz.
Genç okçu sanatın incelikleri ile birlikte dinî vecibeleri de öğrenir. Müezzin elini kulağına attı mı yaylar kenara, hazırlanılır namaza.
Şaka bile olsa Müslümana yay gerilmez. Bu ilm gayrimüslime öğretilmez asla.
İZNİNİZLE DUANIZLA
Menzile talip olan atıcı ustalarının ellerini öper, izinlerini ve dualarını alır.
Ok düşmesi muhtemel alanda “havacı” denen hakemler dolanır. Şayet menzil aşılmışsa, oku yerden tekke şeyhi (Reis-i Târendâzân) alır, kaldırır, şahitlerin huzurunda deftere yazar, altına mühür basar.
Okçular Tekkesi’nin mührü dört parçadır her biri 4 ayrı üstadın kuşağındadır. Parçaları birbirine bağlayan sap ise Şeyh Efendi tarafından saklanır. Yani beşi bir araya gelmeden tasdik ve tescil yapılamaz. İçlerinden biri bile itiraz etse geçerli sayılmaz, mutlaka ittifak olmak (müttefikun aleyh) zorunda.
Menzil bozan (rekor kıran) için alımlı bir taş dikilir, diğer gençler onu aşmaya çalışır, hedef sahibi olurlar.
Bunlar bizzat padişah tarafından himaye edilir, caizeler verilir, eğer yeniçeri ise ulufesi artar.
EFENDİLİK ŞART
Sadece İstanbul’da değil bir çok vilayette “ok meydanları” vardır. Burada nezafet ve zerafet şarttır, müsabık hasmını eliyle ve diliyle rencide edemez asla.
Rakibine de “Maşaallah” der “Rabbim nazardan saklaya!”
Kimse kimsenin okuna ve yayına izinsiz dokunamaz.
Yemeğin de adabı vardır. Menzil sahipleri sicil defterindeki sıraya göre sağ tarafa oturur, menzile talip olanlar ise sol tarafa. Kabza sahibi ustalar bağdaş kurar, gençler hizmet eder onlara.
Bilahare okçuluk kaidelerini risale hâline getirir, mensuplara dağıtırlar. Talip önce nefis terbiyesinden geçmeli, insan olmalıdır, okçulukta mesafe alsa da hoş tutulur, alamasa da.
Düşünün Fatih devrinden itibaren tutulan notlar “Risâle-i Kavsiyye der beyan-ı zümre-i tîr endâzân” adıyla kitaplaştırılır. Osmanlının her işi muntazamdır, ah o arşivler satılmamış olsa.
UNUTULMAZ USTALAR
Bursalı Şücâ
II. Bayezid’ın kemankeşlerindendir ki o devir Türk okçuluğunun altın çağıdır. Şüca Saray Bosna’da doğar, Bursa’da yetişir. Sarışın, uzun boyludur. Okçuluğu Çuhacı Sinan Çelebi’den öğrenir ve ilk rekorlarını Bursa Okmeydanı’nda kırar. Bilahare İstanbul’a gelir, mahareti ile parmak ısırtır. Bahtiyarzâde risâlesine göre II. Bayezid’in oğulları Mahmut ve Ahmed’in cebecibaşısıdır. Şücâ, şehzade Ahmed ile Amasya’da iken de menzil kazanır kabza alır.
Havandelen Bâli
Sultan II. Bayezid’in ünlü kemankeşlerindendir. Okmeydanı’nda iki menzil taşı vardır. Edirne’den İstanbul’a yürüyerek gelir gider, mola da vermez hatta fark atar rahvan atlara. Ömrü seferlerde geçer nitekim Şam’da vefat eder ve sırlanır Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin yanı başına.
Hattat Hamdullah
Aslında hat sanatına yön veren bir kalem ehlidir. II. Bayezid devrinde hem meydan şeyhliği yapar, hem rekorlar kırar. Tozkoparan İskender de onun sayesinde kendini aşar. Bugün ayakta kalan en eski menzil taşının üzerinde “Şeyh Hamdullah” yazar.
Hattat Necmeddin Okyay da onun izinden giden bir hazerfendir. Hattattır, ebruzendir, gül yetiştirir ayrıca. Hem yay yapar, hem ok atar.
Tozkoparan İskender
Bir garip devşirmedir, onu Fatih devri kemankeşlerinden Molla Hüsrev’in talebesi Hüsam keşfeder, elinden tutar, ders verip kabza aldırır. Tozkoparan sadece rekorlar kıran bir kemankeş değil, muharebenin seyrini değiştiren bir savaşçıdır. Tartışmasız dünya şampiyonudur, değişik şehirlerde kırdığı on ayrı rekoru vardır ve henüz bunlardan hiçbiri aşılamaz.
Benli Karagöz
Yeniçeri ocağındandır, okçuluktaki mahareti sebebiyle sipahiliğe alınır. Fatih devrinde üç rekor kırar, 70 yaşında tekrar atar, kendini aşar.
Yavuz Selim ile Tebriz’den dönerken Amasya’da vefat eder, kavuşur rahmet-i Rahman’a.
Karga Mustafa
Kemankeş denildi mi aklımıza dağ gibi adamlar geliyor di mi? Hâlbuki nice zayıfların zehir gibi acı bir kuvveti vardır, tuttuğunu koparırlar. İşte 16. yüzyılda yaşayan Karga Mustafa’nın kolları koyun paçasını andırırsa da menzillere taş diktirir icabında.
Miralem Ahmet Ağa
Boşnak asıllıdır. Kanuni Manisa’da şehzade iken yanındadır. İstanbul’a geldiğinde Hasoda’ya alınır, sonra Çaşnigirbaşı bilahare Miralem (sancak, mehteran ve otağdan mesul bayrak beyi) yapılır. Tozkoparan’ın Lodos rekorunu aşınca Gelibolu Kaptanlığına getirilir. Sadece İstanbul’da değil Gelibolu, Kütahya, Ankara’da da muhtelif menzil taşları vardır.
Daha yeni yetme iken altındaki merkebi sırtlayıp taşır, görenler şaşakalır. İki kesilmiş koyunu bacaklarından tutttuğu, kasap derilerini yüzerken, satır atarken çınar gibi kıpırdamadığı anlatılır. İki pet şişe ile deneyin, geçen her dakikada misli misli ağırlaşacak, kollarınız kopacaktır.

