Bir finansal karşılaştırma şirketinin verileri geldi. Epey ilginç. Finansal okuryazarlık becerilerimizin epey geliştiğini gösteren sonuçlar dikkatimi çekti. Mesela yılın ilk yarısında ihtiyaç kredisi kullanan kişilerin yüzde 55-57'si bu parayı ya kısa vadeli borçlarını uzun vadeye yaymak, ya da biriken kredi kartlarını kapatmak için kullanmış. Yani 'borcum tek yerde toplansın' deyip finansal dengelerini sadeleştirmişler. Günlük ihtiyaçların finansmanı için kullananlar ikinci sırada.
Araştırma, kredi kullanım tercihlerini cinsiyete göre de incelemiş. Kadın kullanıcıların yüzde 62,9'u ihtiyaç kredisini finansal yüklerinden kurtulmak için kullanmış. Erkeklerde bu oran yüzde 53,2 seviyesinde. Erkek kullanıcılar ise taşıt almak istediğinde krediye yöneliyor. Erkeklerin yüzde 34,9'u taşıt almak için kredi kullanırken, kadınlarda bu oran yüzde 22,3'lerde. Erkeklerin tatil ve düğün gibi harcamalar için kredi araması da kadınlardan daha fazla. En dikkat çeken verilerden biri de, tatil kredisi talebinin ocak ayından başlaması. Yani erken rezervasyona erken krediyi de ekliyor tüketiciler.
Kredi türleri bir de üst gelir-alt gelir grubuna göre incelenmiş. Üst gelir grubunda tatil kredisi, yüzde 20,8'lerde. Alt-orta gelir grubunda yüzde 58,4'e ulaşıyor. Çok iyi karar. Borcu önceden öde, tatilden sonra dert çekme...
Kadın kadının elinden tutarsa
Yaklaşık 10 yıl önceydi... Ülkemizin moda markalarından birinin organizasyonu ile Güneydoğu'nun güzel kentlerinden Gaziantep'e gitmiştik. Orada kadınlar bir araya geliyor, o marka için el işlemeleri yapıyordu. O el işleri de hazır giyim markasının modellerinde binlerce kişiye ulaşıyordu. Bir kaneviçe, bir iğne oyası, bir boncuk işlemesi... Onların annelerinden, anneannelerinden öğrendikleri el emeği eserler, ilk kez maddi bir gelire dönüşüyordu. Kadınlar evindeki işlerini yapıyor, o merkeze geliyor, aile bütçesine katkı sağlayacak işler yapıyordu. Kendilerine güvenleri zirve yapmıştı. Ne evlerini, ne çocuklarını ihmal ediyorlardı. Orada elde ettikleri gelirle çocuklarının çok istediği bisikleti, kıyafeti alan da vardı, kızını dersaneye gönderip eğitimine katkı sağlayan da... İşte o marka Koton'du. 2016 yılında GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM) iş birliğiyle başlamıştı proje. 10 yaşında o kadar büyümüş ki, şu anda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 8 ilde 18 ÇATOM merkezi aracılığıyla yürütülüyor. Bu merkezlerde şimdiye kadar 500 bin adet ürün çıkmış kadınların elinden ve 3,5 milyon liranın üzerinde gelir doğrudan kendilerine aktarılmış. Bu değerli iş, peş peşe ödüller kazandı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) küresel girişimi olan bir platforma Türkiye'den kabul edilen, kapsayıcı iş modellerinden biri oldu. Bu yıl düzenlenen 6. Uluslararası Kadın Dostu Markalar Farkındalık Ödülleri'nde de büyük ödüle layık görüldü. BM Kadın Birimi'nin Kadının Güçlenmesi Prensipleri'ni imzalayan, Gülden Yılmaz ve Yılmaz Yılmaz yönetimindeki şirketin kadınlarla ilgili çalışmaları El Emeği Projesi ile sınırlı değil tabii ki. Mesela şirket içi yönetim ve çalışan yapısında yüksek oranda kadın istihdamı ve liderliği dikkat çekiyor. Bunu birlikte başardılar. Bildiğim ve yakından izlediğim çalışmalarından biri de, kadınların iş hayatına katılımını teşvik etmek için onlara sağladıkları esneklik. Bu esnek programla kadınlar part time olarak Koton'da çalışabiliyor. Ev sorumluluğu, çocuk ya da yaşlı bakımı gibi sorumluluğu olan kadınlar, gün ve saatini kendileri belirleyerek, haftada 3 gün 5'er saat, ya da 5 gün 3'er saat çalışarak gelir elde ediyor. Gelir elde etmekle kalmıyor, ilerleyen dönemde daha iyi istihdam imkânlarına kavuşmak için yine şirket tarafından sağlanan eğitimlere katılıyor, kariyer planı çiziyor. Yılmaz çiftini çok yakından izliyorum. Odaklarına hep dezavantajlı kesimleri alarak yapıyor projelerini. Çünkü biliyoruz ki, bir kadın diğerinin elinden tutarsa büyüyor çember...

